9
Senin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?0
Gözyaşlarının yine sel olduğu bir günü yaşamaktayım; zira garip bir şekilde -kitleleri peşimden sürükleyen bir kişi olduğumdan mıdır bilemiyorum- bu olumsuzluğun gayet farkındaydı.
Okula adımımı attığım ilk dakikadan itibaren yaymış olduğum o kokuşmuş enerjiden olsa gerek atölyeye giren her şahıs daha kimseye selam dahi vermeden etrafımda türlü türlü maymunluklarını sergilediler. Enerjiyi çok yoğun yaydığımdan olsa gerek Büşra, büyük bir empati örneği sergileyip evden çıkarken “Bugün kesin Gwen’in morali bozuk.” diye içinden geçirmiş. Atölyede “Sen iyi misin?” diye soran hocaya “evet” anlamında kafamı salladıysam da esasında farkında olmadan kadının suratına “böhühühü” şeklinde böğürmemek için dudaklarımı içeri doğru göçertmiştim.
Sakince oturup işime odaklanmaya çalıştığım esnada akan gözyaşlarının guajı boyayı bozduğunu farkettiğimde kendimi dışarı attım. Sümüğümü etrafa çaktırmadan penyemin koluna silip iz yapmaması için dua ederken “Tevekkeli arkadaşlarım bir harika!” diye içimden geçirdim. Zira sabahtan beri kendime gelmem için 30 yaşında bir kadın rus revü kızı gibi önümde dans etti; 1 saat sonra teslim edilecek işe hanüz yeni başlıyor olmasına karşın Dilara işini yarım bırakıp beni dinledi… Ama hepsinin ötesinde günümü aydınlatan şu oldu:
Büşra ile oturmuş tam da ona “Ulan, biz birbirmize sinirlendikçe hırslandık. hırsımızla zarar verdikçe daha da çok bağlandık.” şeklinde Yıldız Tilbe şarkılarından fırlamış izlenimi yaratan bir laf etmişken bu esnada yanımıza yanaşan iki adet dişle soyulmuş langa hıyarı kılıklı herifin “Pardon, iç mimarlık nerde?” sorusuyla irkildim. O anda yanaklarımdan sağanak yağmur şeklinde akıp giden gözyaşlarını ne yapacağımı idrak edememişken Büşra’nın iç mimarlık tarifinin başarısız olması üzerine bir arkadaşın tabiri ile Superman gibi uçmakta olan bulut kümesine bakıp “Siz minibüs yolunu takip edin. Bulursunuz.” gibi yarı şuursuz bi cevap verdim. Bir embesilin dahi kolaylıkla anlayacağı yol tarifimi idrak edememiş bu iki balta sapına defahatle yolu tarif etmem sonucu yaklaşık 5 dakika kadar hem ağlayıp, hem de İzmit’i anlatma çabam en sonunda Büşra’nın bana şu soruyu sormasına sebep oldu:
Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi arkadaş, problem, sıkıntıSenin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?
25
Şarap Kokusu
Günlerdir bir şarap kokusu çantamda peydah olmuştu ki çantamı her açtığımda beni bir huş’u içerisinde nurlara gark eğliyordu. Her kaleme ihtiyacım olduğunda atölyede masa başında, dirseklerime kadar siyaha bulanmış, yorulmuş, örselenmiş, yıpranmış, paralanmış ve hatta öleyazmışken kalemi çantamdan çıkarmamla yüzümde bir anime karakterininkini andıran koca bir gülüşün yerleşmesi bir oluyordu; “Laaaaan! Ne güzel şarap kokusu geldi burnuma!” höykürüveriyordum farkında olmadan.
Mamafih bu şarap kokusunun bakirelerin bebek poposundan daha pembe olan topuklu ayakceğizleriyle ezdiği şiraz üzümünden yapılmış müthiş şaraptan değil de teyzemin yemem için 1001 rica ve dua ile çantama sokuşturuverdiği turuncu renkli kilosu iki Türk Lirası’na pazardan alınmış, halis mulis Kocaeli mandalinasının çürümeye başlaması suretiyle fermante olmasıyla yükselen kokunun olduğunu bilemezdim.
Poşet içine konulmuş şekilde, çantanın dibinde unutulan mandalinanın ilk önce çantanın üstünden bakıldığında görülen tarafı değil; Ay’ın karanlık yüzü misali mandalinanın görünmeyen tarafı küflenmeye başlıyor.
Bu aralar bunu keşfettim…
15
Salınan kafa
Hayatımın son on senesine baktığımda -ki böyle dediğimde sanki 450 yıldır yaşıyormuş gibi hissediyorum- Kara Melek dizisini solda sıfır bırakabilecek fırtınalı, entrikalı, özel bölümü dahi ancak 130 bölüm olabilecek bir roman olabilirdi.
Düşündükçe dahi böğür denilen vücut bölgeme anneannem büyüklüğünde bir fil oturuyor mamafih hiç bir zaman bu yürek, otobüsten inmeme iki durak kala gözlerimin perdelerini zaptedemeyip iniverdiğinde ve ben uyuyayazmak üzereyken kafamın süzme yoğurt torbası ağırlığında öne salınım hareketi yapmasıyla sıçrayarak uyandığımda ağırlaştığı kadar ağırlaşmamıştı.
Yorgunum; öte yandan kendimi uzun zamandır hiç bu kadar işe yarar bir insan hissetmemiştim.
14
Ağlak kız dizisi oyuncusu
Tanrı’ya durmaksızın ne istediğimden söz ettim. Beni anladı… Anladı anlamasına ama eksik anladı. Şimdi bokunu yemiş tavuk gibi düşünmekteyim.
İşte bu anlayış üslundandır ki ağlak genç kız dizilerini izledikçe kendini yerle yeksan eğleyip çaresizlik içinde debelenen kızlardan kendimde bir parça bulup kendime acıyorum.
20
Genetik bu
Bir kış günü çılgın bir ilkokul öğretmeni, san’at aşığı olan bizleri ücretsiz ders eğitim verdiği vakıfa götürüp birbirinden yetenekli çocukların resimleri gösterirken bir terslik olduğunu sezmiştim. Orası biribnirinden pırıl pırıl çocukların eğitildiği bir vakıftı mamafih içeride eşşek ölüsü gibi bir koku vardı. Japon Bey’le anlamsız gözlerle birbirimze bakıp Fulya ve Devrim’e durumu çaktırmamay çalışırken içimden “Yine osurdu ya bu adam.” diye sayıklamaktaydım.
Tam bu esnada Japon Bey de “Ben ter mi kokuyorum lan!?” diye geçirip terin bu kadar acayip kokmasının sebebinin dün akşam yediği üç tabak dolusu pilav yüzünde mi, yoksa onun üzerinde serpiştirmiş olduğu altı kepçecik pastırmalı kuru fasulyeden mi kaynaklandığını düşündüğü esnada birden bu buram buram kültür kokan ve daha sonradan bu koku üstüne eşşek ölüsü kokusu sinmiş olan eğitim yuvasına bu kokuyu ellerimizdeki taze soğan, pırasa, brokoli, karnabahar, salatalık dolu poşetlerle taşıdığımızı farketmiş bulunduk.
Genç öğretmenin kibarlığından mıdır, yoksa gecenin geç saatine kadar orda çalışmanın verdiği açlıktan mıdır çözemedik fakat ağzını açıp tek kelime etmemişti.
Yapmış olduğumuz “eğitim yuvasına taze soğan eşliğinde teşrif etme” denyluğunu henüz içimize sindirememiştik ki; yine kültür ve eğitim dolu gezintimizde sahafı baştan aşağı soğan kokularına boyayıvermiştik. Sahafın “ne alırsan 50 kuruş, 1 TL.” kampanyasının olduğu bir gün, içerisi tıklım tıklım doluyken bu denyoluğu yapmış olmamız ortamı ziyadesiyle şenlendirmiş olabilir fakat kendi denyoluğumuzu oturup düşünmemiz gerekliliği açısından bizim için büyük bir adımdı.
Tam da bu salaklıklara gülüp geçmişken geçtiğimiz hafta rapor almak vesilesiyle evimin yakınındaki Halk Sağlığı Merkezi’ne gittiğim esnada annemin kaşla göz arasında yok olduğunu farkettim. Raporumu almak için görevlinin masasının önünde bekliyorken geçmişten gelen, çok tnaıdık bir koku ile irkildim. Gözümü kapıya diktiğimde Halk Sağlığı Merkezi’ne hemen binanın yanında kurulmuş olan pazardan bol taze soğanını ve yeşilliğini kapıp gelmiş annemi gördüm.
İşte o vakit, taze soğan ve devlet kurumları arasında kurmuş olduğum bu derin bağ bir tesadüf değil…








