28
Elimin hamuruyla karı işi1
Her kadının ömründe mutlaka yapmış olduğı “Aslında ben erkek doğmalıymışım. Erkek doğsam zaten kesin piçin teki olurdum.” geyiğini bir yana bırakırsam hakikaten bugün idrak ettim ki kadın olarak biraz yanlış programlanmışım.
Nereden icat ettiğimi bulamamakla beraber ekmek ile bir aşk yaşamaktayım ki sitelerden otlusu, peynirlisi ya da bilimum zeytinlisinin tariflerini açıp açıp fotoğraflarıyla kesişmekteyim. Kesişmek iyi, hoş da yapmak için sıvadığım kollarıma kuşlar pislesin.
Bir kadın hamur işinde bu kadar mı beceriksiz olur?
Tamam, benim hamur konusunda beceriksiz olacağım heykel çamurunu yoğurmamdan belli idi ama yaptığım ekmek hamuru da bu kadar mı görüntü ve tat itibariyle heykel çamuruna benzer?
Tevekkeli annem o çağdaş sanatın yegane örneği olan ekmekçik heykelleri görünce delirmedi…
12
Mesajı yanlış anlaşılan kızın hazin hali
Yüzüne kezzap atılmış Bergen’in ibretlik yaşam öyküsünün solda sıfır kalacağı, pavyondan çekip alınmış bir Muhterem Nur mulisliğiyle yaşadığım şu hayatta çektiğim sıkıntı ve acının yüzüne yansımasından mütevellit bu izleri kapamak münasabetiyle makyaj bağımlısı olup çıkmaktan korkuyorum.
Tanrı bana öyle bi hayat kurgulamış ki -sağolsun- sanki Tarantino ile kolektif bir iş başarmışlar… Sanat yönetmeninin Andy Warhol olmasından mütevellit alergorilerle dolu.
Artık verdiğim mesajları doğru alsan diyorum?
14
Margarita
Herkes için birer litre margarita, öfke, hırs, kıskançlık, gözyaşı ve kan…
İşte biz biraz da buyuz.
Ama en çok da bütün bunların ortasında birbirimize dokundukça ağlayan aşıklarız…
9
Senin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?
Gözyaşlarının yine sel olduğu bir günü yaşamaktayım; zira garip bir şekilde -kitleleri peşimden sürükleyen bir kişi olduğumdan mıdır bilemiyorum- bu olumsuzluğun gayet farkındaydı.
Okula adımımı attığım ilk dakikadan itibaren yaymış olduğum o kokuşmuş enerjiden olsa gerek atölyeye giren her şahıs daha kimseye selam dahi vermeden etrafımda türlü türlü maymunluklarını sergilediler. Enerjiyi çok yoğun yaydığımdan olsa gerek Büşra, büyük bir empati örneği sergileyip evden çıkarken “Bugün kesin Gwen’in morali bozuk.” diye içinden geçirmiş. Atölyede “Sen iyi misin?” diye soran hocaya “evet” anlamında kafamı salladıysam da esasında farkında olmadan kadının suratına “böhühühü” şeklinde böğürmemek için dudaklarımı içeri doğru göçertmiştim.
Sakince oturup işime odaklanmaya çalıştığım esnada akan gözyaşlarının guajı boyayı bozduğunu farkettiğimde kendimi dışarı attım. Sümüğümü etrafa çaktırmadan penyemin koluna silip iz yapmaması için dua ederken “Tevekkeli arkadaşlarım bir harika!” diye içimden geçirdim. Zira sabahtan beri kendime gelmem için 30 yaşında bir kadın rus revü kızı gibi önümde dans etti; 1 saat sonra teslim edilecek işe hanüz yeni başlıyor olmasına karşın Dilara işini yarım bırakıp beni dinledi… Ama hepsinin ötesinde günümü aydınlatan şu oldu:
Büşra ile oturmuş tam da ona “Ulan, biz birbirmize sinirlendikçe hırslandık. hırsımızla zarar verdikçe daha da çok bağlandık.” şeklinde Yıldız Tilbe şarkılarından fırlamış izlenimi yaratan bir laf etmişken bu esnada yanımıza yanaşan iki adet dişle soyulmuş langa hıyarı kılıklı herifin “Pardon, iç mimarlık nerde?” sorusuyla irkildim. O anda yanaklarımdan sağanak yağmur şeklinde akıp giden gözyaşlarını ne yapacağımı idrak edememişken Büşra’nın iç mimarlık tarifinin başarısız olması üzerine bir arkadaşın tabiri ile Superman gibi uçmakta olan bulut kümesine bakıp “Siz minibüs yolunu takip edin. Bulursunuz.” gibi yarı şuursuz bi cevap verdim. Bir embesilin dahi kolaylıkla anlayacağı yol tarifimi idrak edememiş bu iki balta sapına defahatle yolu tarif etmem sonucu yaklaşık 5 dakika kadar hem ağlayıp, hem de İzmit’i anlatma çabam en sonunda Büşra’nın bana şu soruyu sormasına sebep oldu:
Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi arkadaş, problem, sıkıntıSenin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?
25
Şarap Kokusu
Günlerdir bir şarap kokusu çantamda peydah olmuştu ki çantamı her açtığımda beni bir huş’u içerisinde nurlara gark eğliyordu. Her kaleme ihtiyacım olduğunda atölyede masa başında, dirseklerime kadar siyaha bulanmış, yorulmuş, örselenmiş, yıpranmış, paralanmış ve hatta öleyazmışken kalemi çantamdan çıkarmamla yüzümde bir anime karakterininkini andıran koca bir gülüşün yerleşmesi bir oluyordu; “Laaaaan! Ne güzel şarap kokusu geldi burnuma!” höykürüveriyordum farkında olmadan.
Mamafih bu şarap kokusunun bakirelerin bebek poposundan daha pembe olan topuklu ayakceğizleriyle ezdiği şiraz üzümünden yapılmış müthiş şaraptan değil de teyzemin yemem için 1001 rica ve dua ile çantama sokuşturuverdiği turuncu renkli kilosu iki Türk Lirası’na pazardan alınmış, halis mulis Kocaeli mandalinasının çürümeye başlaması suretiyle fermante olmasıyla yükselen kokunun olduğunu bilemezdim.
Poşet içine konulmuş şekilde, çantanın dibinde unutulan mandalinanın ilk önce çantanın üstünden bakıldığında görülen tarafı değil; Ay’ın karanlık yüzü misali mandalinanın görünmeyen tarafı küflenmeye başlıyor.
Bu aralar bunu keşfettim…






