Jun
10

Halı kenarları overlok yapılır

Kapımızın önünden geçen seyyar satıcının anonsuyla adeta flashback yaşadım.
Henüz 10′lu yaşlarıma adım atmamışken yazın tatil için gitmiş olduğumuz minik sahil köyüne kamyonetiyle gelen seyyar satıcıları anımsadım. Bir an için gözümün önünde cam şişesinde colalar ve seyyar satıcının bir kamyonet dolusu karton kutular içindeki yampirik gofretleri uçuştu.
Oysa ki şu anda hem büyük bir şehirde yaşıyorum; hem de “Hanımların dikkatine! Halı ve paspas kenarları overlok yapılır.” şeklinde anons yapılmakta.
Anonsun arkasına eklenmek suretiyle ahenk katan Aliye dizisinin fon müziği de cabası…

Göğe Atılan Bakış

Feb
21

Bir deşarj yöntemi olarak otobüs ağlayışı

Bugün şehirlerarası seyahatim esnasında yan koltuğumda oturmakta olan 80li yılların Serpil Çakmaklı’sı imajındaki röfleli ve krapeli saçlarını küçükken “dolma” tabir ettiğimiz modelde toplamış, kahverengi ve parlak kadife bir penye giymiş ve takma tırnaklarına çingene pembesi oje sürmüş hanım; sana sesleniyorum:

Ufkumu açtın!

Müzikçalarından ardı ardına dinlediği Kayahan, Ferdi Özbeğen ve tam da bunların üzerine İbrahim Tatlıses’e dayanamayarak yüzünü her ne kadar cama gömdüyse de bu, ağladığını gizlemeye yetmedi.
Fark ettim ki ben her nasıl onun ağladığını fark ettiysem, benim de zaman zaman ağladığım oluyordu ve bu da demek oluyordu ki ben de suretimi ne kadar cama gömsem de bu ağladığımı gizlemeye yetmedi. Gözyaşlarımı gizleyebilsem bile gözyaşımla sekronize şekilde akan burnumu “şörk” diye çekerken müzikçalarımın sesinden dolayı o burun çekme sesini benden başka herkes duyarak ne anlama geldiğini anlamış olmalılar.
Bunu farkedince çok utandım.

Göğe Atılan Bakış ,

Dec
25

Tobby

Tobby. 10 Yaşında bir Setheer…
Dün beraber yürüyüşe çıktığımızda yol ayrımında durdu ve eve dönmek yerine sapağa doğru gitmek için inat etti. Havanın soğukluğundan mı; yoksa aceleciliğimden mi bilemiyorum fakat inadından vazgeçmesi için yavaşça poposuna şaplak indirdiğimde aklıma geldi ki kendisi 10 yaşında…
Birçok insanın ne olduğunu anlamadığı, geri kalanının ise haspel kader anlayarak saçmalık olarak adlandırdığı reankarnasyona inanıyorum. İşte bu yüzdendir ki; dün gece poposuna yavaşça şaplak indirdiğim 10 yaşındaki ama özünde 70 insan yaşındaki bu koca adama karşı çok mahçubum.
Dün çıktığı gezinti esnasında patisine saplanan ama tüylerinin uzunluğu yüzünden fark edemediğimiz koca bir dikenin etine iyice saplanması yüzünden kolunda oluşan koca yarayı bugün temizleyeme çalışırken benim ne olduğunu merak edip bakmaya çalışmam üzerine yarasını mağrur bir tavırla sanki kabahat işlemişcesine kapatmayan çalışan ve o anda gözleirme korkak bir çocuk gibi bakan adam aslında 70lik bir ihtiyar…
Bu akşam tekrar yürüyüşe çıktığımızda 70 yaşındaki adamın boynuna bağlanmış tasmanın ucundan tutmamdam ötürü çok muzdariptim.
Beraber açıklıkta durup karşı kıyının ışıklarını izledik bir süre. Eğilip onu sevmek için elimi uzattığımda yaralı patisini avcuma uzattı ve gözlerimin içine dolu dolu baktı ki işte, o zaman benim de gözlerim doldu. İçten içe homurdanarak ve sızlanarak bana bakması üzerine ne dediğini anladığımda ona “Canın acıyor mu, annecim? Benimki de çok acıyor.” derken buldum kendimi. O an aklımdan geçen tek şeyi ona fısıldadım:

Kimsin sen?

Göğe Atılan Bakış

Dec
6

Zeytin ağacı

Kentten bile bile izole edilmiş bir fakültede okuyorsanız ve bahardan kalma bir gün yaşamaktaysanız; şüphesiz yapabileceğiniz en iyi şey karnınızı bira ile şişirmektir.
Biz de bu bahardan kalma bir günü değerlendirmek için bu harika fasalite içerisine girmiş bulunduğumuz esnada eşlik ettiklerinde Daltonlar gibi gezdiğim ekürülerimiz aslında birer akıl hastası olduğunu fark ettim. Zira girdiğimiz Tekel Bayii’nde satıcı tezgahın üstündeki biraları işaret ettiği esnada bakmak için kafamı uzattığımda kesif bir osuruk kokusuyla karşılaştım.
Olayın şokuyla ne olduğunu idrak edememişken kokunun yoğunluğundan şuurum gitmiş bir şekilde “Hanginiz yaptı lan bunu!?” diye sormuşken At Dilara’nın “Ben!” demesinin hemen akabininde Nuran Hanım’ın “Ay, ne münasebet canım. Kimse benim osuruğumu üstüne alamaz!” cevabı ile iki insanın müthiş senkronize ve son derece empatik bir şekilde osurmuş olması ve “Kara Murat benim!” tipi ucuz kahramanlıkları beni benden almış oldu.
Biraz da olsun oksijenle beynimi temizlemek amacıyla kendimi dışarı attığımda gülmekten yüzünde tüp patlamış misali kızarmış Büşra ile karşılaştım ki o esnada kendisi onca kokunun üstüne sigara içiyor olmasından mütevellit içerde birimiş olan metan gazının sigarayla etkileşiminden dolayı infilak edebileceğimiz fikri geldi bir anda aklıma.
Keyif yapmak için gittiğimiz mekana doğru yol alırken Nuran Hanım’ın “Ay benim burnum hiç koku almıyor. Köpek gibi koku alıyorsunuz, kızım. İnsan kendi osuruğunu koklayamayacaksa yaşamanın ne anlamı var ki!” tespiti beni yaşamın anlamı üzerinde düşünmeye iten son nokta olmuştu son zamanlarda…
Sonra hakikaten hayatın ta kendisi düşündüm bir an. Duraksadım. Hayatın anlamı dedikleri şey neydi ki benim için? Sonra kendimi çevremde olup bitenin hareketine ve hareketin içindeki sakinliğe ve hatta durağanlığa bıraktım kendimi…
Kadınca şeylerden söz ettik. Kadın salaklığıyla konuşup, kadın içtenliğiyle birbirmizi kucakladık. Kadına has bir anlayışla birbirmizin gözlerinin içine bakıp kadına has bir anaçlıkla birbirimizi anladık. Çok güldüm ama az düşündüm o gün…
Ordaydım. Denize karşı, birçok heykelin olduğu bir bahçede bir zeytin ağacının altında oturdum. Zeytin ağacıydı ki barış getirsin diye… Az düşündüm ama düşündüğüm zamanlarda da onu düşündüm. O ise, “hayatımın kadını” dediği kadından bir başka kadına “kadınım” demekle meşgul idi…

Göğe Atılan Bakış , , ,

Nov
16

Devrim Deniz

Hayatlarını küçücük bir prensle taçlandıracaklarını öğrendiğimiz gün ağlamakla çığlıklar atarak kollarımız iki yanda açık çığlıklar eşliğinde koşmak arasında kalkmaktan ötürüdür ki olayın ciddiyetini çok kavrayamamıştık. Mamafih gün be gün Fulya’nın içinde büyüttüğü o prensin Fulya’yı bir file benzetişine ve karnına ardı ardına tekmeler savurmasına tanıklık ettim.
İşte bu küçük prens, daha 10 günü almasına rağmen dün öğlen doğumgününü kutlamakta olan annesine belki de bir kadının hayatının en güzel ve anlamlı hediyesini verircesine kucağına gelivermiş.
Bense her evresinde bu bebeğin büyümesine tanıklık eden bir kadın olarak halen garip bir sarhoşluk hali içerisindeyim. Bir yanım, Fulya ve Devrim için çılgınlar gibi sevinirken; bir diğer yanım, belki de hiç bir zaman içimde bir çocuğu taşıyamayacağım gerçeğini tokat gibi yüzüme çarparak beni çıldırtıyor.
Kendimi örseliyorum; böylelikle sivriliklerimi törpülüyorum…
Yine de hoşgeldin Deniz. Seni seviyorum. Kendi çocuğum gibi…

Göğe Atılan Bakış , , ,