4
ikea8
Ikea denilen mucizeyle geç tanışmış Bursa ilinde yaşıyor olabilirim fakat bunu görmemişliğe vurup beş saat boyunca dolaşmak nedendir bilemiyorum. Bursa’nın güzide Özdilek’ine nikahla gerdek arası eğlenmesi amacıyla getirilen gelinleri ve damatları parmakla işaret edip kaba etleriyle gülen bir insan olarak haftasonu etkinliği olarak neden anneyle Ikea’ya gittim gerçekten bilemiyorum.
Herşeyden önce Ikea gezileri bir kahve bağımlısı olduğum için çok sancılı benim açımdan. 1.5 TL verilerek bardağını edinerek sınırsız kahve içilebiliyor. “Lan nasıl olsa sınırsız; bari içelim…” mantığıyla yaklaşık dört bardak cappucino, iki bardak sütlü kahve içiyorum ki bu gayet dört aylık hamile kadın izlenimi yaratabiliyor. Ayrıca tuvalete gitmek için görevliden tarif aldığınızda “Okları takip ediniz.” tarifini alıyorsunuz ve uzun bir parkur sonrası son bıraktığınız noktaya geri dönerken sepete bir sürü eklenmiş oluyor.
Ayrıca Ikea’yı çekilmez hale getiren bir diğer faktör de ucuz olması… “A aaaa bu bi’ yetaleymiş. Bu da iki… At sepete at.” diyerek sanki dişi bir sırtlanın gelip elimizden kapacağı hissi içerisinde hızla sepete attığımız ürünler kasaya vardığımızda soğuk duş etkisi yaratıp yılın moda renklerinden olan mürdüm moruna çalmamıza sebep olabiliyor. Bugün de ucuzlukta olduğu için dizüstü bilgisayar masası aldım. “Laptoplar kısırlık yapıyormuş ayol! ehi ehi” bahanesini öne sürdüysem de Japon bey pek yemedi…
Bir de hotdog problemi vardır ki bir çoğunuz bunun farkında dahi değilsinizdir… Bir adet hotdog yanına bir adet kağıt bardak verilir ve dolayısıyla bir hotdog yanına kovalar dolusu kola içebilirsiniz. Öte yandan ben öyle takıntılı bi insanım ki tabağımdaki yemeği ve garnitürü miktarına göre böler ve aynı anda bitirmeye çalışırım ve bu yüzdendir ki tabağımdan biri “A aaa bunun tadı nasılmış ki?” deyip bir parça tadına baktığında çıldırırım. İkea’da da bu sorunun bir benzeri oluyor. Kola ile hotdog aynı anda bitmiyor! Sinirleniyorum!
Uzun bir maraton sonrası elektrik direği büyüklüğünde yemiş olduğum kazıklardan sonra ağzımdaki acı tadı yok etmesi ümidiyle şu anda ordan almış olduğum Kahveli çikolataları yiyorum. Bana göre Ikea, evimizin herşeyi falan değil. Yuva yıkan kadın gibi sanki…
3
Süper hademeler
Fulya’nın sergisinin kokteylinde yardımcı olmak üzere Japon bey ile pazartesi günü İstanbul’a yola çıkmıştık. Japon bey’in trende pantolonuma salya akıttığı kısmı es geçerek terelelli ve Fındık Abla’nın harika ev sahipliğine vurguda bulunmak istiyorum…
Terelelli’yi adeta en son yerküre soğurken görmüştüm; dolayısıyla özlemiş olabilirdim fakat ibneliğimden belli etmedim. Kendisi görüp görülebilecek en doğal sarışın zekasına sahip insanlardan biridir. Gönüldaşımdır; bayırgülümdür. Ekmeğini taştan çıkarıp koca parası yiyeceği günlerin hayalini kuran hiç büyümeyecek bir kız çocuğudur. Ayrıca kendisi ebatlarında iki erkek kedi ile ev arkadaşlığı yapmaktadır.
Fındık Abla’nın ise adı üstündedir. Fulya’nın ablasıdır mamafih hepimizin annesi olmuştur. Boğaza nazır dünyanın en şirin evinde oturmaktadır. Evi de kendi gibi Fındık’tır. Ses tonu ve gülümsemesiyle insanların içini ısıtıp gevşeten yegane insanlardan biridir.
Ev sahiplerimiz böylesine harika insanlar olunca biz de serginin kokteyline bomba gibi giriş yaptık. Servis yapacak elemanların beyaz gömlek ve siyah pantolon giymesi zorunlu olduğundan dolayı Japon bey ile magandavari pantolon ve gömleklerimizi giydik. Ayrıca Japon bey’in kokteylde giydiği ayakkabıları beni benden almıştır; o sivri burunlarıyla adeta Karadeniz pidesine benziyordu.
Bütün gece kostümlerimizle etrafta elimizde tepsiler, şarap kadehleri, kanepelerle koşturduk. Dirseklerime kadar zeytin ezmesine batmışken sıfatım, omzumda sarı scotchbrite bezden pelerinim, ellerimde yeşil vanilya kokulu bulaşık eldivenlerim, gözümde kaynak gözlüğü ve göğsümün üstünde kocaman bir H ile canlandı. Kendimi uçabilen süper bir hademe gibi hissettim.
En çok da ben delicesine kanepe hazırlamaya çalışırken bize yardım vaadinde bulunan arkadaşların salamlı sandviç eşliğinde şaraplarını yuvarlamaları anlarında kendimi hademe gibi hisettim…
31
Issız
Doç. Dr. Nadide Karkıner’in “Fulya Ünal’ın resimleri gerçeklik ile özne arasındaki ilişkinin gerçekleştiği ara bir mekân olarak belleğimizde yerini alıyor. Ressamın resimlerindeki yalnızlık ve eksiklik iddiası ardımızda bıraktıklarımızı bir gün mutlaka geri dönüp arayacağımızı bize hatırlatıyor.” şeklinde tasvir ettiği günümüz genç sanatçılarından Fulya Ünal’ın Issız adlı resim sergisi 1-9 Nisan tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde tüm ilgililerin beğenisine sunulmuştur.
İlham perileri Fulya’nın aklında ilk kez uçuşmasından itibaren her bir tablonun gelişimine yakından tanıklık etmiş; ilk fırça darbesinden son fırça darbesine kadar izlemiş; atölyesinde boyasının ve tinerinin kokusunu içine çekmiş kişilerden biri olarak kendinize ayırdığınız zaman içerisinde Fulya’nın dehasının minicik bir parçasını görmenizi tavsiye ederim.
Fasalite fulya ve devrim, san'atHayatımızda bazı kişileri ve nesneleri hesaptan düşeriz. Hesaptan düşen ise devre dışı kalır ve onu ardımızda bırakırız ya da bıraktığımızı sanırız. Daha sonra hayatın anlamını aramak için dışarıda bıraktığımız kişiler ve nesnelerin peşine düşeriz.
18
Çar-Pa
Bugün bir kez daha idrak ettim ki bir erkeği hayata küstürmenin ya da kendinden tiksindirmenin en garanti yolu çarşamba pazarına götürmektir. Zira bu gibi yerlerde erkekler, evlerinde alıştığı kadın profilinin çok daha dışında manzaralarla karşı karşıya kalabiliyor.
Evlerinde erkeklerinin bir dediğini iki etmeyen ve mülayim bir ev hanımı izlenimi kadınlar, pazarda tezgahta birer katile dönüşebiliyor. Bir dedektif edasıyla tezgahın en derininden arayıp bulduğu pazen donu başka bir kadına -ki o artık başka bir kadın değil; bir rakiptir- kaptırmamak için rakibinin kafasını tek hamlede koparabilecek bir atmaca kadar yırtıcı ya da Erol Taş filmlerinde tavuk butu yiyen adamlar kadar vahşi olabilir. Buldukları fistanı karşı tarafa kaptırmamak, adeta bir yaşamla ölüm arasında ince bir çizgidir, savaştır.
Ayrıca bir kez daha kavradım ki mahalle teyzesi deyip geçmemek lazım… Pazenlerin yanında sergilenen tüylü, çıngıraklı, bol retro desenli ya da kırmızı dantelli kilot-sütyen kombinasyonlarına bakarsak geniş bir hayal gücü ve renkli bir cinsel hayatı var bu teyzelerin. Üstleri pişirdikleri kapuskadan dolayı osuruk gibi koktuktan sonra bunları giydiklerini düşünmek istemiyorum…
5
Sanat için soyundum
Birbirinden ünlü sanat tarihçi, sanat galerisi sahibi, restoratör ve koleksiyonerin katıldığı “Sanat ve Sahtecilik” başlıklı bir söyleşide Türkiye’de cumhuriyet sonrası dönem sanat tarihi konusunun erbabı olan kadının slaytları izlemek amacıyla söyleşi esnasında üç kez gelip kabak gibi en öne yerleştiğimizden yanımıza gelip oturduğu esnada midesi guruldayan Japon bey ve esnediğini gizlemek için çenesini kilitleyen şahsımın sanata ve sanatçılıya duyarlılığına hayranım.
Mamafih Japon bey’in kendisine de hayranım…
Not: Başlık tamamiyle rating kaygısıdır…
Fasalite japon, san'at








