May
7

Böğürtlenli Reçel

Hiç bitmeyeceğini düşünmüştüm. İnsanım ve zaten öyle olmak zorundayım. Bu yüzden yanıldım.
Şimdi yolları ayırma vakti… Nereye gideceğimi bilmesem de; sırtımı güvenle ona yaslamaktan dolayı kendi ayaklarım üstüne durmayı unutmuş olsam da kendi yolumda yürüme zamanı…
Kahve keyfimizden kalma fincanlar hala tezgahın üstünde; sarılarak uyuduğumuz yine aynı kanepe üzerinde senle geçen son geceyi aratacak bi huzursuzluk hakim. Belki bir daha aynı huzuru hiç bulamayacağım ve burnumda hep aynı koku ile viran eylenmiş şu hayatımda gayesizce hep o huzuru arayacağım. Bu saatten sonra umurumda değil.
Benim bütün derdim kendimle. Pamuk ipliğine bağlı şu hayatımın etrafını koza misali örmeye çalışıyorum. Onu da buna dahil etmeye çalıştım ama olmadı.
“Zaman herşeyin ilacıdır ve sandığından daha da hızla akıp gider” dediler; zira bu hızda hareket etmeye mecalim yok…

Bir Sevda Masalı , ,

Mar
25

Uçan kadın

Pazartesi günü Japon bey ile Güzel Sanatlar Fakültesi’nde açılan ve fakültenin öğrencilerinin Paris gezisindeki gözlemlerini anlatan Paris sergisine gittik. Fulya ile önceden sözleştiğimiz halde bir türlü bulamadık. Haklı olarak bulamadık çünkü kendisi ne yerde idi, ne de gökte… Adeta çizgi filmlerde resmedilen üzerine çarşaf atılmış hayaletler gibi havalarda uçarak süzülüyordu.
“Bir dakika gelsene” dedi bana ki biz, rahat insanlar olduğumuz için böyle gizliden gizliye konuşmamız yoktur. İşkillendim. Koca yeşil gözlerini daha da çok açtı yanlız kaldığımızda. Pembe dudakları kulaklarına kadar adeta bir yay misali gerilmiş. Gözlerimin için baktı ve bir kadın olarak beni de can evimden vuran şu tek kelimeyi söyledi:

Hamileyim.

-Doğal olarak- bunun esasında bir kadına nasıl bir haz verdiğini bilemiyorum fakat ben dahi işittiğim ilk dakikadan itibaren zamanın donup, tüm mekanın bizim etrafımızda döndüğünü hissettim. Ben bu mucizevi olaya yakınen tanıklık edecekken kim bilir Fulya dakika dakika büyüdüğünü içinde hissedecekken neler düşünecek?
Çocuk doğurasım geldi.

Bir Sevda Masalı ,

Mar
10

Kokulu mendil

Lumen 3 Günlerdir hastayım. Japon bey’in ebeveynlerinin Balkanlar’dan gelen soğuk hava yüzünden üşütmesi sonucu Titan saadet zinciri misali birinden bir diğerine soğuk algınlığı aktarıldı. En sonunda da beni de bir örümcek misali ağına çekerek kendine yem etti.

Ne zaman hasta olsam öle yazmış gibi davrandığımdan huysuz, çekilmez bir insan oluyorum. Adeta popomdan yapıştırılmışcasına koltuğuma oturup altıma işeyene ya da açlıktan bayılana kadar kalmıyorum. Çevremde duyacak kimse olmasa bile bir ritüel misali “ay, ıh” sesler çıkarıp burnumu çekiyorum.
Hal böyle olunca Lumen’i de ihmal ediyorum. Kaçan kovanlanır mantığıyla bu yakışıklı erkeği ihmal ettiğim için kendisi de beni ilgiye boğuyor bu gibi durumlarda.

Evimin erkeği bütün gece durup dururken “nanneeeeğm” diyerek koşup öpücüklere boğup kaçtı. Az önce tam burnumu silip mendilimi koltukta yanıma koymuştum ki sevgiye boğdu beni kuzu. Mutluluk sarhoşu olmuştum ki burnumun aktığını fark ettim. Koltuktan mendili alıp sildiğim esnada Lumen’in beni öperken o beyaz taşşaklarını mendilimin üstüne koymasından mütevellit mendilden gelen kesif çiş kokusuyla burnumun direğini hissetmem bir oldu.
Anladım ki burnum koku almaya başlamış. İyileşiyorum…

Bir Sevda Masalı , ,

Feb
8

Baharatlısı iyiydi

Anneannem ve dedem çok şahsına münasır insanlardır. Kendime has olan über-çekilmez huysuzluğumun temellerimi onlardan aldığımı söyleyebilirim. Her emekli gibi onlar da 24 saat aynı evde olmanın verdiği iç sıkıntısıyla birbirlerine sardırır ki ortaya yeme de yanında yat kıvamında kavgalar çıkar:
Gecenin 11′inde çalan telefonun sesiyle irkilmiştik. İrkilmiştik çünkü özellikle bu saatlerde çalan sesiyle irkiliriz çünkü saat 10′dan sonra çalan telefonlarda “Bu saatten sonra acil birşey olmadıkça aranmaz.” mantığını güden annem huysuzlanır. İrkiltir…
Telefondaki ses, anneannemindi: “Hemen gelin.” dedi.
Anneanneme ye da dedeme birşey olduğu endişesiyle ve bu endişeden doğan stresten dolayı kakanın karnımızı sıkıştırmasıyla onlara gittik.
Gittiğimizde ikisinde de surat iki karıştı. Küsmüşlerdi.
Daha ne olduğunu anlayamamışken iki ayrı kase geldi önümüze. Ağzımızı bile açmaya fırsat bulamamışken gecenin kilit sorusu soruldu:
“Hangi zeytin daha güzel?”
Gecenin o saatinde sıcak evinden yürek pırpırlanması ile kalkıp gelmiş olmamızın aptallağını henüz atamamışken anneannem kavganın çıkış noktasını açıklayarak bizi nurlara gark eder:

Deden pazara gittiğinde bir kilo zeytin aldı. Ben yarısını limon ve zeytinyağlıyaptım. O ise, baharat ve zeytinyağlı yaptı. Bir türlü anlatamadım limonlunun daha güzel olduğunu…

Bir Sevda Masalı ,

Jan
21

Dünyanın en tatlı şeyi

Lumen 2 İtiraf etmeliyim ki ben de etrafta görüp yadırganan, anlaşılmayan ve hatta salak yerine konan, kedisini çocuğu sanan kadınlardanım. Bu zat-ı muhteremin adı Lumen. Kendisi evimin erkeği olmakla beraber 4 haftalıkken geldiği evimde daha kanepeye çıkamıyorken olduğu gibi her yeri feth edip gayet ataerkil hegomonik bir iktidar kurmuştur. Sadece benim evimde iktidar kurmak yetmedi… Kedilere karşı fobisi olan annemi de baştan çıkartarak kendine aşık etti bu adam. Kaçınılmaz olarak annem de evine hükmetmesi için bir prenses buldu…
Kendisi ile aşkımız daha ilk görüşte başlamıştı. Kendisi yerde yatıp beyaz göbeğini göstere göstere dönmüştü ki o anda kafamda şimşek çaktı: “İşte bir erkekte aradığım şey bu ulan!” dedim ve o saatten sonra evimin erkeği olmasına karar verdim.
Kendisi de onu kucağıma aldığımda “Maauvouv vovovov!” gibi tepkiler vermişti ki bir kez daha aşık etmişti kendisine beni ama sonradan idrak ettim ki kendisi henüz bir öbek boktan bile küçük olduğu için kucağımı yüksek bulduğundan dolayı korkmuştu da bu tepkiyi vermişti…
Sonradan aramızdaki bu derin aşktan ileri gelen bir annelik durumu oluştu. Öyle derin bir sevgi besledik; öyle sevgiye boğduk ki birbirimizi evlenmeye çalışan gavur çiftler misali birbirmizin dilini öğrenmeye başladık. Kendisi mükemmel şekilde annem, mama ve ı ıh kelimelerini söylerek dilimizi konuşmaktadır. Ben ise onun anladığı dili konuşmak adına ısırarak oyun oynamayı öğrenmiş bulunmaktayım.
Şahsen ben gayet brutal bir sounda sahip insanımdır. Birçok kişiden benim için ilk izlenim olarak iceberg benzetmesi yapmıştır. Ayriyetten karizmamla ve moda ikonu olmamla (!) ortamlarda nam salmışmdır ama gel, gör ki ev halimiz hiç öyle değil. Gecenin bir yarısı ayağımın bir adet pembe, yumuşacık pati ile dürtülmesiyle kalkıp 15 adımlık evde önce Lumen, arkada ben kovalamaca oynayabiliyorum kendimi şaşırıp. Hastalıktan kırılırken ve hatta öle yazmışken Lumen göbeğini gösterdi diye yerinden kalkıp “Ooooooh! butlara bak butlaraaaaaaa. Meme mi bunlar?” şeklinde sevgi gösterilerinde bulunabilecek kadar kendimi kaybettiğim zamanlar da oluyor. Anneliktendir diyip kendimi aptallığıma karşı avutuyorum…

Bir Sevda Masalı ,