Mar
22

Uçuşan makyaj

Aldığım makyaj malzemelerinin kalıcı çıkmaması sorunsalıyla karşı karşıya kaldığım şu günlerde kafayı yiyecek gibi oluyorum.
Nasıl olsa biraz sonra uçup gidecek.” mantığıyla badanaladığım suratım evden çıkmadan önce alı al, moru mor gözüküyorken eve geldiğimde tamamı uçup gittiği için önce üstüne soğuk su dökülüp ardından havluyla dövülmüş gibi gözüküyor.
Bana bu malzemeleri öneren tezgahtar kızın gözlerini oymak istiyorum.

30° Pamuklu

Feb
8

Geleneksel banyo günü

Ben ki, öyle bir neslin çocuğuyum ki; pazar günleri -birçok ailede olduğu gibi- benim ailemde de geleneksel banyo günü idi.
Birçoğumuz büyüyene kadar kazanlı banyolarımızda annelerimiz tarafından kafamıza maşraparayı ya da bakır tası yiyerek büyüdük. Kızların göğüsleri çıkmaya başladığında ve erkekler de komşu kızını hayal etmeye başladıklarında banyoda yalnız su dökünmek konusunda level atlamış olurlardı.
Saatler akşamüstünü gösterdiği esnada “Sen gir. yok ben gireyim. Çocuk girmesin, daha banyo soğuktur.” gibi göz yaşartan bir organizasyon yeteneği sonucunda ailenin her bir ferdi sıralıca banyoya girerdi. İçeride güldür güldür yanmakta olan kazanın ısıtmış olduğu banyoda taslar dolusu suyu dökünürken kaçınılmaz olarak kabaran parmak parmak kirlerimiz keselenip Hacı Şakir’le sabunlanırdı. Banyo ritüelininin bitiminde sobalı evlerimizin bir kıyağı olarak sıcak banyodan buz gibi salona götümüz büzüşürek geçerken Fin hamamı etkisi yaşamış da olurduk. Bir aile eğlencesi olarak Bizimkiler dizisini izlemeye çalışırken gorç gorç gorç sesleri eşliğinde Hacı Şakir sabunla çitilenmekten tiftik olmuş saçlar, anneler tarafından Özdilek havlu ile kurulanır ve avını parçalayan bir aslan edasında taranırdı. Bu esnada her bir çocuk, bir soprano ya da tenor değerindedir. Bizimkiler dizisinin akabininde yayınlanan Parliament pazar gecesi sinemasını izlemek artık bir Jedi oladuğumuzun işaretiydi. Zira hiç bir çocuk yatma vakti geldiğinden dolayı tamamını izleyememekteydi.
İşte bütün bunları düşündükçe insanların “Ben gün aşırı duş alırım. Hatta yazın iki kere duşa giriyorum.” diyip huş’u içersinde gözlerime bakmasına anlam veremiyorum. İnsanlar kovalar dolusu suyu duş başlığıyla üstüne yağdırınca pek temiz olduğunu düşünmüyorum. Nerde bunu Hacı Şakir’i ya da kazanlı banyoda kabaran kirlerini keselemesi? Nerde Bizimkiler dizisinin ya da Parliament gece sinemasını izlemek için ağlamış olmanın vermş olduğu iç huzuru?
Böyle insanların ağzılarına cam kültablası ile vurasım var…

30° Pamuklu , , ,

Jan
14

İnsan sağlığı için sanat

Sıcak bir haziran günü beş kişilik bir grupla Bursa’nın en gözde dönercilerinden birine tavuk döner yemek için gitmiştik -ki tavuk dönerden nefret eden birisi olarak orda gerçekten ne işim vardı bilemiyorum.- Beş kişilik gruptan sadece benim üstümde göstermiş olduğu etki ne kadar takdire şayan da olsa; bu durumun kaderin bir cilvesi mi, yoksa yemiş olduğum tavuğun ölen mizahçılar için yapılan “son şakasını da yaptı!” soğukluğunda bir espirisi midir bilemiyorum… Zira bu afiyetle mideme sokmuş olduğum tavuk kendini dışarı atmak için çok aceleci davranmış olduğundan ötürü bütün geceyi ya tuvaletin kenarında kusarken ya da üstünde sıçarken geçirdim. Hatta bu devir teslimi kendini o kadar çabuk gerçekleştiriyordu ki kıçımı klozetin üstüne tam koymuşken birden (surat) yanağımı klozet üstünde bulabiliyordum. Geceye dair en son hatırladığım şey, klozetin yanındaki duşkabine yaslanarak klozet üstünde uykuya dalmam idi…
Ertesi gün ise “Kendimi iyi hissetmiyorum.” dememin ardından kendimi etrafa saçarcasına bayılıp öleyazmamdan mütevellit babam, yakın arkadaşı olan bir dahiliye uzmanına götürdü. Doktor neyi, nereme dahil edecek diye düşünüyor ve işin içinden çıkıyor olamamın gerginliği bir yana; yapabileceği onca testi ayak tırnaklarım da dahil bütün tırnaklarımı kemirerek bekledim.
Ben mordan yeşile, kırmızıdan sarıya gökkuşağı misali renk değiştirirken doktor, babamla hoşbeş edip fıkralar anlatılıp hasbihal eğlendikten sonra gözlüklerini burnunun üstünde kaydırıp ayağa doğruldu. Karşı duvara doğru yürüdükten sonra eliyle duvarda durmakta olan hangi ucuz sokak ressamından aldığını bilemediğim manzara tablosunu göstererek şu can alıcı soruyu sordu: “Söyle bakalım kızım, kakan hangi renge benziyor?
Ben olayın dumuru için yoğrulurken çekingen bir el hareketiyle haki yeşile benzeyen bir yeşili gösterdim. Yüzü aydınlanmış ve endişelerinden arınmış bir şekilde doktor, babama dönerek: “Gıda zehirlenmesi. Endişelenecek bir şey yok. Katı gıdalar aldın, sıvı tüketsin ve ilaçlarını düzenli kullansın. ” dedikten sonra hızlı ve baştan savma şekilde yamzış olduğu reçeteyi elimize tutuşturup kapı dışarı etti.
Sanatın kaymağını yiyen kesim “insan için sanat” ya da “sanat için sanat” diye tartışıp asırları tüketedursunlar; ben sanatın asıl işlevselliğini işte bu olay sonucu keşfettim.
İnsanlığa armağanım olsun…

30° Pamuklu , ,

Sep
2

Çin iştim

Her erkek gibi, babam da içip içip sarhoş olmadığını ve hatta on kaplan gücünde bir cengaver kesildiğini sananlardandır. Dut gibi sarhoş olup yeni yetme zilliler gibi etrafta kişnercesine güldüğü bir gecenin sabahında “Nasıl da içtik ya.” diye böbürlenip iki ayağı üzerinde evine dönebildiğini sanmıştır çoğu geceler.
Mamafih mazi içimde yaradır; ki bu yüzden hiç unutmam; ben daha sekiz yaşımdayken yine dut gibi sarhoş olduğu gecelerden birinde dedemlerin evinden ayrılmak üzere ma’aile asansöre bindiğimizde kendisinin gülleden az hallice evrak çantasını taşımam için rica çemkirmişti(!). O zamanlarki kiloma denk olan çantayı taşıyamayacağımı belirttiğimde ise o yaştaki bir çocuğun hala uyanık olması için çok geç olan bir saatte kafama gelen bir tokat darbesiyle ayakta seyretmekte olduğum uykumdan irkilerek uyandım.
O uyanış; aslında babamın 52 kiloluk dedem değil de; kiminle içki konusunda sidik yarıştırırsa yarıştırsın her daim kendini rezil edeceğine uyanıştı…
Kendini ve dolayısıyla bizi her daim ortamda, camiada ya da cemiyette; her nerede olursa olsun maymun edişini acı bir gülümseyle maskelemeyi öğrenmiştik.
Öğrendiğimiz daha başka şeyler de vardı esasında. Polisler kana karışmış alkolü çeşitli cihazlarla doğru ya da yanlış ölçümlemeye çalışırken biz, babamın alfabedeki hangi harfleri daha sık kullandığına dikkat ederek hem kana karışan alkol oranını, hem de cinsini tespit eder duruma gelmiştik.
Ne içtin?” sorusunu “Çin iştim.” şeklinde yanıtladıysa o geceyi gerçekten de dediğini gibi bir ya da iki kadeh cinle noktalamış demekti. Öte yandan “Jin ijtim.” diyorsa üç kadeh üstüne bira ile cila yapılmış demekti.
Ağzı yerine götünü denk getiren insanın cin içmek neyinedir; onu da bilmiyorum ki…

30° Pamuklu

May
25

Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur

Bu sadece Eskişehir’e has bir durum mudur bilemiyorum fakat Eskişehir’e öğrenci olarak adım atan her birey takiben iki ya da üç ay içerisinde adeta evrimleşiyor. Demem odur ki; Stephen Hawking, kemcük gibi ağzını yaya yaya poz vermek yerinde gelip Eskişehir’de gençleri gözlemlese evrim teorisini kanıtlar; kimselerin de bikbik tartışmasına gerek kalmaz…
Ortaokul yıllarımda kara kuzgun gibi şekli bulaşık telini andıran saçları olan Arap taşşağı gibi esmer bir arkadaşım vardı. Kollarına muhtelif renkte kalemlerle “Doğuş” yazar etrafına kalpler koyardı. Doğuş kasedini cool bir tavırla müzik çalara koyduğunda biz, at gibi kişner misali gülerken bize hiddetlenebilecek kadar aşıktı Doğuş’a.
O bulaşık teli saçlı kız, yıllar sonra Eskişehir’e üniversite okumak için gelmiş ve bugün cep telefonuyla konuşarak salınırcasına beşinci kez önümüzden geçerken bir kez daha düşündüm.
Bu şehire gelirken bildiğin “Sosyeteye girmiş köylü güzeli” tadında ayağında anne ve babayla gözetiminde ve denetiminde aldığı fistanı ile gelenler iki ay sonra oldschool tarzında giyinip ayağına da itlerin bile acıyıp da üstüne işemeyeceği kadar pis ve harap olmuş konversleri geçirip punk oluyorlar…
Olsun olmasına da bu bulaşık teli saçlı kız gibi punk olup, “Bir saat önce 13 kişinin tecavüzüne uğradım.” adlı saç modelini yapıp, altına eve gelen gündelikçi kadının temizlik esnasında giydiği kıyafetleri andıran sözüm ona otantik kıyafetleri giyip elinde sigarayla sokakta bohem tavırlarda yürümek onun neyine eğer adı Halimeyse?
Bu bohem tavırlı punk kızın adı Halime. Halime!
Nedendir bilemiyorum; Halime deyince aklıma hep kilim motifleri geliyor. Bu nasıl bir bilinçaltı?

30° Pamuklu ,