10
Örümceği etkisizleştirmek0
Her yeni ev sahibi olanın mutluluktan ötürü kendini kaybetmesi sonucu “evlendim” içerikli espiriler yapma avamlığına girişmeyi isterdim fakat halen evime alışamamaktan ileri gelen bi huysuzluk ve huzursuzluk hakimiyeti var bünyemde…
Mamafih beni mutlu etmeyen noktalar da olmuyor değil. Beni en çok mutlu eden noktalardan biri yeni bir evde her geçen gün hayata dair yeni şeyler keşfediyor olmak…
Geçtiğimiz günlerde yapmış olduğum muhteşem keşif şudur ki: Eğer ki tuvaletinize yapmış olduğunuz keyifli bir yolculuğun hemen ardından tam tuvaletten çıkıyorken kapının yanında başparmağınızın tırnağı büyüklüğünde simsiyah ve kıçında da iğne gibi bir çıkıntısı olan örümcek görürseniz çok da fazla duraksamanıza gerek yok. Örümcekleri etkisiz hale getirmenin yolu akıl almaz bu deneyimim sonucu evime atom bombası atılmış gibi bir paniğin ardından buldum.
Örümcekler, üstlerine saç spreyi sıkıldığında etkisiz hale geliyormuş.
Evet, gerçekten etkisiz hale geliyorlarmış…
8
Geleneksel banyo günü
Ben ki, öyle bir neslin çocuğuyum ki; pazar günleri -birçok ailede olduğu gibi- benim ailemde de geleneksel banyo günü idi.
Birçoğumuz büyüyene kadar kazanlı banyolarımızda annelerimiz tarafından kafamıza maşraparayı ya da bakır tası yiyerek büyüdük. Kızların göğüsleri çıkmaya başladığında ve erkekler de komşu kızını hayal etmeye başladıklarında banyoda yalnız su dökünmek konusunda level atlamış olurlardı.
Saatler akşamüstünü gösterdiği esnada “Sen gir. yok ben gireyim. Çocuk girmesin, daha banyo soğuktur.” gibi göz yaşartan bir organizasyon yeteneği sonucunda ailenin her bir ferdi sıralıca banyoya girerdi. İçeride güldür güldür yanmakta olan kazanın ısıtmış olduğu banyoda taslar dolusu suyu dökünürken kaçınılmaz olarak kabaran parmak parmak kirlerimiz keselenip Hacı Şakir’le sabunlanırdı. Banyo ritüelininin bitiminde sobalı evlerimizin bir kıyağı olarak sıcak banyodan buz gibi salona götümüz büzüşürek geçerken Fin hamamı etkisi yaşamış da olurduk. Bir aile eğlencesi olarak Bizimkiler dizisini izlemeye çalışırken gorç gorç gorç sesleri eşliğinde Hacı Şakir sabunla çitilenmekten tiftik olmuş saçlar, anneler tarafından Özdilek havlu ile kurulanır ve avını parçalayan bir aslan edasında taranırdı. Bu esnada her bir çocuk, bir soprano ya da tenor değerindedir. Bizimkiler dizisinin akabininde yayınlanan Parliament pazar gecesi sinemasını izlemek artık bir Jedi oladuğumuzun işaretiydi. Zira hiç bir çocuk yatma vakti geldiğinden dolayı tamamını izleyememekteydi.
İşte bütün bunları düşündükçe insanların “Ben gün aşırı duş alırım. Hatta yazın iki kere duşa giriyorum.” diyip huş’u içersinde gözlerime bakmasına anlam veremiyorum. İnsanlar kovalar dolusu suyu duş başlığıyla üstüne yağdırınca pek temiz olduğunu düşünmüyorum. Nerde bunu Hacı Şakir’i ya da kazanlı banyoda kabaran kirlerini keselemesi? Nerde Bizimkiler dizisinin ya da Parliament gece sinemasını izlemek için ağlamış olmanın vermş olduğu iç huzuru?
Böyle insanların ağzılarına cam kültablası ile vurasım var…
21
Anne düzeni
Yavaş yavaş anneme benzemeye başladığımı farkedeli çok olmadı. Zamanla annemin en eleştirdiğim ya da dalga konusu yaptığım huylarının bende de yer etmeye başladığını hayretle izliyorum; yeri geldiğinde içimden söküp atasım gelse de farkında olmadan yapıveriyorum.
Öte yandan bütün bunlar benim te göğrümün derinliklerine işlerken halen annemin düzen, tertip ve temizliği konusunda algılayamadığım noktalar var. Halen annemin etrafta dağınıklık yaratan ıvır zıvır eşyaları yerleştirme konusunda fikirsizim.
Örneklemek gerekirse; masamın üzerinde durmakta olan ve dolayısıyla dağınık bir görüntü çizmeyi başaran kağıt bantı ya da kitap lambasını konulması gereken yerin kalem çekmecesi mi, yoksa el işi kutusu mu olduğunu uzunca bir süre düşündükten sonra koyacak uygun bir yer bulamadığımdan dolayı masanın üstünde durmasının daha doğru olacağına karar verebiliyorum. Ben ki bu kadar dağınık olmama rağmen çılgıncasına eşyaları kategorilerine göre ayırarak düzenleme ilkesine can-ı gönülden bağlıyken bu evi annem düzenleyecek olsa kitap lambası kap kacağımı sakladığım dolaptan, kağıt bantı ise battaniyeleri sakladığım yüklüğün içinden çıkabilir. Annemin düzenleme adına edinmiş olduğu bu ilkeyi çözümlemek istiyorum.
Yılbaşında geldiğinde “Zaten benim de çok temizlik yapacak halim yok. Bi’ süpürürüm; bi de viledayla temizlerim” yalanıyla beni ağına düşürdükten sonra evin dört duvarı dışında her şeyin yerini değiştirdi ve o gün, bugündür ben fotoğraf çekimlerinde fon olarak kullandığım metreler boyu uzayıp giden kumaşı arıyordum. Dört aydır süren hasret dolu arayış bu gece kanın beynime çıkmasıyla sonuçlandı. Keşke birisi evimdeki tekli koltuğun yanında duran çek-yat misali yatıralabildiği ve altta da bir adet gizli bölmesi olduğunu söyleseydi. Bu keşfi benden önce annemin yapmış olması çok trajikomik…
Sanırım anne düzeninin sırrı, biz kadınların çocuk doğurmadan önce ahkam keserken işiterek göt üstü oturdukları “Anne olunca anlarsın!” cümlesinin içinde…
27
Kömür eller
Alışveriş merkezininde lavabonun başında umumi tuvalete girmiş olmanın gerdinliği ile elime sıvı sabun akıtıyordum. Sağımı solumu erafa değdirmiş olabileceğim gerginliği ile Ajda Pekkan kadar gerilerek kaşlarımın saçım seviyesine yükselmesinin ardından işlemi başarı ile sonlandırdığımdan mütevellit ellerimi huş’u içerisinde yıkımaya başlamıştım.
Tam elimi çeşmeden akan buz gibi suyun altın sokmumştum ki yan lavaboda elini yıkayan kızın kafasının bana doğru uzandığını farkettim.
Önce sarı röfleli kafasını bana uzatan kızın ellerine baktım. Minicikti; minicik ellerini tırnaklarını uzatmış ve manikür yaptırmış; pembe pembe ellerini yıkamaktaydı. Üzerindeki çalıştığı mağazaya ait olan siyah pantolon ve penyeye bakarken bakışlarımı kendi elime kaydırdım. Kömür karasıydı; evime nerden geldiğini bilmediğim minicik bir tırnak makasıyla kestiğimden dolayı tırnaklarım yamuk yumuktu, kısacıktı; ellerim bir palet büyüklüğünde ve oğlan çocuklarının ellerini andırıyordu.
Elimdeki köpükleri yıkayıp avucuma ikinci kez avucuma sıktığımda röfleli kişi ile göz göze gelmemeye dikkat ettim. Kendisi ellerini makinada kuruttuktan sonra ben de kurutmak üzere yerimi aldığımda farkettim ki onun ellerini iki saniyede kurttuğu makinanın altına benim ellerimi sığdırmam zor olduğundan kurutmam daha geniş bir zaman alıyordu.
Çok utandım.
25
Narenciye kokulu ev
Annem çok titiz bir kadındır. Işık hızıyla temizlik yapar mamafih eli çok hızlı olduğundan yaptığı sakarlıklar da cabasıdır. Bir kadının yemek yaptığı bir sürecin içerisine annem yemek yapma, evi silme, bulaşıkları yıkama ya da bilimum çatıyı aktarma gibi işleri sığdırabilir.
Öte yandan annem ne kadar titiz ve becerikliyse ben de bir o kadar dağınık ve pasaklı olduğumu düşünüyordum. Üstelik sadece benim düşündüğüm bir husus değildi bu. “Bu pasaklılığını aynı teyzenden almışsın. Bütün eleştirdiğim huyları sende çıktı. İnsan biraz tertipli olur, canım!” şeklinde duygularını her kustuğu seferinde kendisi temizlik yapmaktayken bense bilgisayarın önünde elimde bir bardakla gazozla otururken ayaklarımı da akşam olmaya yazmış olsa da toplanmamış haldeki yatağa uzatıyordum.
Zaman zaman kendimden dahi rahatsız olduğum noktalar olmadı değil. Mesela yazı masasının üstündeki çikolata, şeker kağıtları yüzünden eşyaları kaybetmem ya da koleksiyon yaparcasına gazoz şişelerinin kenarda birikmesi hiç hoş değildi… Üstelik defalarca kez kendime çeki düzen vermeye karar verdiğim halde böyle dingilce işler yapıyordum. Önce kendime söz veriyordum; “Lan insan evladı böyle yaşamaz. Hayvan mıyım, neyim? Allah belamı versin benim. Vallaha düzenli olucam bundan sonra.” dedikten sonra üç gün içerisinde evimde ışıldıyor. Sonra bir gece televizyon izleyip toynaklarımı uzatmış çikolata keyfi yaptıktan sonra “Lan şimdi kim gidecek çöp kutusuna. Şunu şu masaya koyayım.” diye tekrar aynı çembere dahil oluyorum.
Diğer yandan sanırım yaşlanıyorum ki temizlik konusundaki tavrım değişmeye başladı. Fark ediyorum ki her geçen gün eleştirdiğim annemin huylarını almaya başlıyorum. Mutfakta oturmuş sohbet ederken kalkıp eline cifli bezi alıp mutfak dolabı üstündeki lekeyi gözüne takıldığı gerekçesiyle sildiği için aylarca dalga geçmiştim ki ben de aynı şeyi yapmaya başladım.
Atölyeden bitmiş, tükenmiş halde eve gelip iki rekat ayaklarımı uzatırken yerdeki çöpler takıldı bugün gözüme. Kuş gibi seke seke yerimden kalkıp bir hışımla yerleri süpürdüm sildim, önceden yıkanan ve bulaşıklıkta bekleyen bulaşıkları yerine kalkdırdım; yetmedi de bulaşıklığı yıkayıp kaldırdım, osuruk kokulu lahana çorbası yaptım.
Yerime oturduğumda narenciye kokulu yer deterjanı, narenciye kokulu oda parfümü, narenciye kokulu narenciyeyi koklarken fark ettim ki ben de küçük bir anne olmuşum. Korkuyorum…






