Apr
3

Süper hademeler

Fulya’nın sergisinin kokteylinde yardımcı olmak üzere Japon bey ile pazartesi günü İstanbul’a yola çıkmıştık. Japon bey’in trende pantolonuma salya akıttığı kısmı es geçerek terelelli ve Fındık Abla’nın harika ev sahipliğine vurguda bulunmak istiyorum…
Terelelli’yi adeta en son yerküre soğurken görmüştüm; dolayısıyla özlemiş olabilirdim fakat ibneliğimden belli etmedim. Kendisi görüp görülebilecek en doğal sarışın zekasına sahip insanlardan biridir. Gönüldaşımdır; bayırgülümdür. Ekmeğini taştan çıkarıp koca parası yiyeceği günlerin hayalini kuran hiç büyümeyecek bir kız çocuğudur. Ayrıca kendisi ebatlarında iki erkek kedi ile ev arkadaşlığı yapmaktadır.
Fındık Abla’nın ise adı üstündedir. Fulya’nın ablasıdır mamafih hepimizin annesi olmuştur. Boğaza nazır dünyanın en şirin evinde oturmaktadır. Evi de kendi gibi Fındık’tır. Ses tonu ve gülümsemesiyle insanların içini ısıtıp gevşeten yegane insanlardan biridir.
Ev sahiplerimiz böylesine harika insanlar olunca biz de serginin kokteyline bomba gibi giriş yaptık. Servis yapacak elemanların beyaz gömlek ve siyah pantolon giymesi zorunlu olduğundan dolayı Japon bey ile magandavari pantolon ve gömleklerimizi giydik. Ayrıca Japon bey’in kokteylde giydiği ayakkabıları beni benden almıştır; o sivri burunlarıyla adeta Karadeniz pidesine benziyordu.
Bütün gece kostümlerimizle etrafta elimizde tepsiler, şarap kadehleri, kanepelerle koşturduk. Dirseklerime kadar zeytin ezmesine batmışken sıfatım, omzumda sarı scotchbrite bezden pelerinim, ellerimde yeşil vanilya kokulu bulaşık eldivenlerim, gözümde kaynak gözlüğü ve göğsümün üstünde kocaman bir H ile canlandı. Kendimi uçabilen süper bir hademe gibi hissettim.
En çok da ben delicesine kanepe hazırlamaya çalışırken bize yardım vaadinde bulunan arkadaşların salamlı sandviç eşliğinde şaraplarını yuvarlamaları anlarında kendimi hademe gibi hisettim…

Fasalite , , , ,

Mar
31

Issız

IssızDoç. Dr. Nadide Karkıner’in “Fulya Ünal’ın resimleri gerçeklik ile özne arasındaki ilişkinin gerçekleştiği ara bir mekân olarak belleğimizde yerini alıyor. Ressamın resimlerindeki yalnızlık ve eksiklik iddiası ardımızda bıraktıklarımızı bir gün mutlaka geri dönüp arayacağımızı bize hatırlatıyor.” şeklinde tasvir ettiği günümüz genç sanatçılarından Fulya Ünal’ın Issız adlı resim sergisi 1-9 Nisan tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde tüm ilgililerin beğenisine sunulmuştur.
İlham perileri Fulya’nın aklında ilk kez uçuşmasından itibaren her bir tablonun gelişimine yakından tanıklık etmiş; ilk fırça darbesinden son fırça darbesine kadar izlemiş; atölyesinde boyasının ve tinerinin kokusunu içine çekmiş kişilerden biri olarak kendinize ayırdığınız zaman içerisinde Fulya’nın dehasının minicik bir parçasını görmenizi tavsiye ederim.

Hayatımızda bazı kişileri ve nesneleri hesaptan düşeriz. Hesaptan düşen ise devre dışı kalır ve onu ardımızda bırakırız ya da bıraktığımızı sanırız. Daha sonra hayatın anlamını aramak için dışarıda bıraktığımız kişiler ve nesnelerin peşine düşeriz.

Fasalite ,

Mar
5

Sanat için soyundum

Birbirinden ünlü sanat tarihçi, sanat galerisi sahibi, restoratör ve koleksiyonerin katıldığı “Sanat ve Sahtecilik” başlıklı bir söyleşide Türkiye’de cumhuriyet sonrası dönem sanat tarihi konusunun erbabı olan kadının slaytları izlemek amacıyla söyleşi esnasında üç kez gelip kabak gibi en öne yerleştiğimizden yanımıza gelip oturduğu esnada midesi guruldayan Japon bey ve esnediğini gizlemek için çenesini kilitleyen şahsımın sanata ve sanatçılıya duyarlılığına hayranım.
Mamafih Japon bey’in kendisine de hayranım…

Not: Başlık tamamiyle rating kaygısıdır…

Fasalite ,

Feb
12

Hendo

Üzerimde pijamamla varoş mahallelerinin ev kızları misali oturuyordum. Şüphesiz ki boş vakitleri değerlendirmenin en iyi yolu dört dönümlük götü yayarak Esra Ceyhan’ın programını izleyip çıkan birbirinden ilginç konu ve konuklar eşliğinde kendini kültüre boğmaktır. Diyestisyenler, “beyimdir; sever de, döver de…” tespiti yapan telefon konukları derken elinden hiç o bırakmadığı Selpak’ı, beyaz sabunla çitileyip bir tarak vurup yayına geldiği saçları ve pullu elbisesiyle Kibariye geliyor…
Müthiş bir özgüvene sahip bir hanım olarak “Ben artık okumayı öğrendim. Lazım, kız, bi yerde tabii. Çocuk hasta oluyor, ilaçların üstünü okuyamıyorum.” diyor.
Takdir ve tebrik dolu sözler üstüne alkış gırla giderken “Size Hendo’yu okuyayım mı, anacım?” diye soruyor.
Düşünüyorum. “Hendo ne lan?” Durup düşünüyorum. Düşündükçe beynim duruyor. Durdukça daha düşünesim geliyor.
1.5 saat boyunca bekliyorum. Bekliyorum ki Hendo’yu söylesin.
Program sonunda Kibariye eteğini daha da uzun olması ümidiyle aşağıya çekeleyerek ayağı kalkıyor. “Anacım, ben bi tarak vurayım, bi de taç takayım. Kullanması kolay olsun.” diyerek mahalle berberine kestirdiği saçlarını savurarak Selpak’ını tuttuğu elin aksi eliyle mikrofonu kavrıyor ve o buğulu sesiyle Whitney Houston’dan Bodyguard’ı söylemeye başlıyor:

Hendo vil olveys lav yu…

Sevinç Gözyaşı