Sep
14

Ağlak kız dizisi oyuncusu

Tanrı’ya durmaksızın ne istediğimden söz ettim. Beni anladı… Anladı anlamasına ama eksik anladı. Şimdi bokunu yemiş tavuk gibi düşünmekteyim.
İşte bu anlayış üslundandır ki ağlak genç kız dizilerini izledikçe kendini yerle yeksan eğleyip çaresizlik içinde debelenen kızlardan kendimde bir parça bulup kendime acıyorum.

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi , ,

Jul
14

Değişim ihtiyacı

Farkettim ki hayatımda köklü değişiklikler yapma ihtiyacını çok derinden hissettiğimde ilk olarak ev ile olan tüm bağlarımı koparıyorum. Bu, zaman zaman aylara ya da yıllar yılı yaşadığım ve kendime dair tüm ritüelleri gerçekleştirdiğim mekana ve dolaylı olarak da kendime saygısızlık gibi gelse de bunu hakikatte bilinçsiz olarak yapıyorum.
Öncelikle bana bir rahabilitasyon gelen yemek pişirme işini, evde yemek yemek istemediğim bahanesiyle bir kenara itiyorum. Ardından da temizlik yapmayı çeşitli yerli yersiz gerekçelerle hep bir sonraki güne erteliyorum. En son nokta ise yatağımda uyumak yerine salondaki kanepede uyumak oluyor. Kendi yatağımı tamamiyle reddettiğimde evi ve hatta mevcut hayatımı tamamen terk etmeye hazır olduğum anlamına geliyor.
Üç gecedir düşünmekten yorulmuş zihnim yüzünden tavşan uykusu uyuyorum ve bu uykular hep kanepedeydi…

Göğe Atılan Bakış ,

Jul
3

Biçiklettam

Gördüğü her yerde tereddütsüz ve mütemadiyen Japon Bey ve benim bisikletlerimizi kurcalayan iki gece önce ca’anım bisikletimi çalan 6-7 yaşlarındaki iki ve ona eşlik eden 12 yaşlarındaki bir oğlan çocuğuna buradan seslenmek istiyorum:
Şu gençlerin gösteri yaptığı BMXlerden herhangi biriyle bisikleti bir gösteri yaparmışcasına şaha kaldırmak suretiyle ananızın amına dalayım…
İki bisiklet aynı demirden zincirle bir yere bağlanmışken sanatını konuşturarak o zincirin şifreli kilidini açtıktan sonra Japon Bey’in yepyeni, pırıl pırıl boyalı bisikletini oracıkta bırakıp da benim hoyrat kullanmamdan dolayı öleyazmış bisikletimi çalıp da gitmek neyin nesin?
Japon’unkini çalsanıza lan a hoşaflar!
Şimdi bu sıcaklarda yürüyerek A noktasından B noktasına gitmek bana çok koyuyor. Yürümeyi unutayazmışım…

Höykürük ,

May
9

Çorap yanar

Dün gece son kez olup biteni ve yollar ayrıldıktan sonra yapmamız gerekenleri konuşmak için bir araya geldik. Bana sarıldığı anda fark ettim ki benim asıl olmam gereken yer orasıymış.
Eskiden kalma, tanıdık bir umutla başladım güne ve sabah uyandığında ilk aklına gelen şey sevgilisi olan; ayrıca bundan mütvellit yüzünde aptal bir gülümseme olan her kadın gibi uyanır uyanmaz gün içerisinde gerçekleşecek görüşmeye nasıl hazırlanacağımı kurgulamaya başladım.
Her düşündüğü başına gelen bir insan olarak tam da boyunbağından sarkmakta olan olan ipi yakarken “Lan şimdi bu ipi ben yanlışlıkla çorabıma düşürürsem… 9.75 tela verdim bi’ de tam tamına.” diye geçirirken yakmakta olduğum ipin bir diğer ucunun artık yerinde olmadığını farkettim.
Sallanmakta olduğu boyunbağının köşesinden bir adet kibritle alev alev yakılmasından ötürü umarsızca boşanan ipi düştüğünü tam tamına 9.75 TL saydığım gülkurusu rengi çorabımın üstüne düştüğünü bacağımda hissetmiş olduğum o tatlı sıcaklık ile hissettim. Bir itfaiyeci çevikliği ve soğukkanlılığıyla tutuşmak üzere olan çorabı söndürerek derin bir nefes çektim.
Çorapta oluşmuş olan kuş gözü büyüklüğündeki deliğin bisiklete binerken büyüyerek topuğumdan kıçıma kadar kaçmamasını arzu ederken bir yandan da deliğe bir adet ten rengi oje ile ilk yardım yaptım. Tedirgin bir şekilde bisiklete binerken Japon bey’in gözlerini benden alamadığı yalanıyla kendimi avuttum ki adamın bisiklete binerken gözlerini ne kadar benim üstümde tutacağı ise malumdur…
Kilotlu çorap denilen aksesuar ile pek arası olmayan hatta her giydiğinde ya çorabı patlatan, kaçıran ya da yakan bir kadın olarak şunu tespit ettim: Ne kıl tüy yoldurma, ne kuaförde geçirilen onca işlem; kadınlar için en büyük işkence kilotlu çoraptır. Hatta ve hatta kilotlu çorap, çağın vebasıdır…

Bir Sevda Masalı , , ,

May
7

Böğürtlenli Reçel

Hiç bitmeyeceğini düşünmüştüm. İnsanım ve zaten öyle olmak zorundayım. Bu yüzden yanıldım.
Şimdi yolları ayırma vakti… Nereye gideceğimi bilmesem de; sırtımı güvenle ona yaslamaktan dolayı kendi ayaklarım üstüne durmayı unutmuş olsam da kendi yolumda yürüme zamanı…
Kahve keyfimizden kalma fincanlar hala tezgahın üstünde; sarılarak uyuduğumuz yine aynı kanepe üzerinde senle geçen son geceyi aratacak bi huzursuzluk hakim. Belki bir daha aynı huzuru hiç bulamayacağım ve burnumda hep aynı koku ile viran eylenmiş şu hayatımda gayesizce hep o huzuru arayacağım. Bu saatten sonra umurumda değil.
Benim bütün derdim kendimle. Pamuk ipliğine bağlı şu hayatımın etrafını koza misali örmeye çalışıyorum. Onu da buna dahil etmeye çalıştım ama olmadı.
“Zaman herşeyin ilacıdır ve sandığından daha da hızla akıp gider” dediler; zira bu hızda hareket etmeye mecalim yok…

Bir Sevda Masalı , ,