Oct
15

Salınan kafa

Hayatımın son on senesine baktığımda -ki böyle dediğimde sanki 450 yıldır yaşıyormuş gibi hissediyorum- Kara Melek dizisini solda sıfır bırakabilecek fırtınalı, entrikalı, özel bölümü dahi ancak 130 bölüm olabilecek bir roman olabilirdi.
Düşündükçe dahi böğür denilen vücut bölgeme anneannem büyüklüğünde bir fil oturuyor mamafih hiç bir zaman bu yürek, otobüsten inmeme iki durak kala gözlerimin perdelerini zaptedemeyip iniverdiğinde ve ben uyuyayazmak üzereyken kafamın süzme yoğurt torbası ağırlığında öne salınım hareketi yapmasıyla sıçrayarak uyandığımda ağırlaştığı kadar ağırlaşmamıştı.
Yorgunum; öte yandan kendimi uzun zamandır hiç bu kadar işe yarar bir insan hissetmemiştim.

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi ,

Mar
18

Çar-Pa

Bugün bir kez daha idrak ettim ki bir erkeği hayata küstürmenin ya da kendinden tiksindirmenin en garanti yolu çarşamba pazarına götürmektir. Zira bu gibi yerlerde erkekler, evlerinde alıştığı kadın profilinin çok daha dışında manzaralarla karşı karşıya kalabiliyor.
Evlerinde erkeklerinin bir dediğini iki etmeyen ve mülayim bir ev hanımı izlenimi kadınlar, pazarda tezgahta birer katile dönüşebiliyor. Bir dedektif edasıyla tezgahın en derininden arayıp bulduğu pazen donu başka bir kadına -ki o artık başka bir kadın değil; bir rakiptir- kaptırmamak için rakibinin kafasını tek hamlede koparabilecek bir atmaca kadar yırtıcı ya da Erol Taş filmlerinde tavuk butu yiyen adamlar kadar vahşi olabilir. Buldukları fistanı karşı tarafa kaptırmamak, adeta bir yaşamla ölüm arasında ince bir çizgidir, savaştır.
Ayrıca bir kez daha kavradım ki mahalle teyzesi deyip geçmemek lazım… Pazenlerin yanında sergilenen tüylü, çıngıraklı, bol retro desenli ya da kırmızı dantelli kilot-sütyen kombinasyonlarına bakarsak geniş bir hayal gücü ve renkli bir cinsel hayatı var bu teyzelerin. Üstleri pişirdikleri kapuskadan dolayı osuruk gibi koktuktan sonra bunları giydiklerini düşünmek istemiyorum…

Fasalite , , ,

Jan
4

Hayırlı evlat

Sabah annemi evine gönderip atölyeye doğru ilerlerken bir anda farkında olmadan korkunç bi içhesaplaşma içine girdiğimi gözü yaşlı halde uygun adım yürürken idrak ettim. Bir yandan sevgilisini yolcu etmiş ergen bir gözü yaşlı gençkıza benzediğimi ve insanların beni bu halde yolda gördüklerinde nasıl aptal bulduklarını düşünürken bir yandan da eşşek kadar bir insan olup hala bir baltaya sap olamadığımı düşündüm.
Annemin ömrü sürekli mücadele etmekle geçmiş. Önce okumak için mücadele, sonra eşinin sorumsuzluğu ve savrukluğuyla mücadele ve sonra da benim gibi aklı beş karış bi evlatla mücadele… Sanırım onun için en öldürücü darbe de yıllar yılı bir türlü hizaya gelememiş bir eşi hizaya getirmeye çalışmayıp adeta hiza olmuştur. Birçok kadının “Yavrum için kalanıyorum bunlara.” safsatası bir kenara tüm bunları seven ve daha da önemlisi sevilen bir kadın olduğu için yapmıştır ama bütün rüyaların bir sonu olduğu gibi bunun da sonu geldiğinde maalesef eşi adeta onda kalan tüm güzel hatırasını kirletmek için elinden geleni yapar. İşte bu noktada annemin mücadelesi başlamıştır; hayata tutunmak ve benimle yanyana ayakta kalabilmek için.
Yürürken öylesine düşündüm. Kaç yaşına gelmiş bir insanım ve hala bir halta yaramıyorum. Yanından yürüyüp geçerken dikkate bile almadığım minicik serçelerin bile benden daha değerli hayat gayeleri var. En azından bu soğukta bir kırıntı ekmek bulmak için canı pahasına mcadele ediyorlar. Bense hayata tekrar gelecekmişim gibi umarsızca zamanımı savurdum. Annem tüm imkanlarını benim için kanalize etmiş durumdayken zamanını israf etmiş, çeyrek asırlık ömründe hala bi boka yaramayan, bir meslek sahibi dahi olamamış bir evlat olarak çok yaraştım ona. (!)
Kendimi o kadar aciz ve küçük hissettim ki yürüdüğüm yolda adımlarımı minicik ayaklarla atar hale geldim adeta. Yol bitmek bilmedi. Sonra terkar düşündüm. Aslında o kadar da küçük ve aciz değildim. Güçsüz hiç değildim çünkü Tanrı’nın bana vermiş olduklarına sürekli olarak burun kıvırıp kendi seçeneklerimi yaratıyorum durmaksızın…
Gözlerim nemli olarak bir ekmek fırınına girip kurabiye alırken Azeri Kızı Günel çalıyordu. Ona gülmeye başladığımda ne kadar gamsız ve manyak bir insan olduğumu düşündüm bir an için. Sanki 1 dakika önce kendisini acımasızca eleştiren ben değildim.
Atölyenin kapısına geldiğimde gözlerimi sildim. Yüzüme bir gülücük kondurdum ve içeri girdim. Herşey yepyeni ve tazeydi o andan itibaren…

Göğe Atılan Bakış ,