Mar
9

Bolero giymiş gidiyorsun, bana veda ediyorsun

Daha önceden de bahsettiğim üzere, yine çok sancılı bir otobüs yolculuğuyla Cuma günü Bursa’ya gittim.
Müzik dinlemenin verdiği korkunç sancıdan usanarak daha değişik şeyler denemeye başladım. Artık Güneş’te kalmış camış misali otobüste uyumaya başladım bu aralar fakat onun da bazı sakıncalarını gördüm.
Şudur ki; artık uykum motorun sesiyle senkronize bi şekilde geliyor. Bu da şehirlerarası otobüsler dışında şehiriçi taşımacılık yapan otobüs, tramvay, el arabası gibi her türlü araçta da uyumama sebep oluyor.
Uyurken cama kafa atıp yumurtamı çatlatmanın yanı sıra, türlü çeşit problemlerle karşılaşmıyor değilim. Herşeyden önce ben kükreyen bi insanım ki uyumak aslında benim neyime? Tam kafamın hafifçe yana düştüğü sırada ağzımdan çıkan horlama sesi ile kendime geliyorum. Bu noktadan sonra bolca burnumu çekiyorum ki insanlar aslında o sesin burnumdan geldiğini sansınlar…
Terminalden eve doğru yola çıkıp uyuyarak en son durakta indikten sonra aslında tüm haftasonu boyunca daha sancılı bir süreç bekliyordu beni. Anaokulundan beri tanıştığım ve ailelerimizin de o gün bügündür kaynaşıp sevişmesinden ötürü “haydi, hop” diye gaza gelip altlı-üstlü dairelere taşınmasından ötürü aynı zamanda komşum olan Murat beyler, Mayıs başında pek şirin nişanlısıyla dünyaevine gireceklermiş; hatta balayısı bile yapacaklarmış. Onlar en eşyası almak için geze dursun; annem, sanki ben evleniyormuşum gibi bütün alışveriş merkezlerini tavaf ettirdi. Bu karış boyunu geçmeyen, mürdüm üstüne kuş sıçmığı rengi 29 TL’lik bir bolero için bana bunu yaptı bu kadın…
Hayır, aslında bana koyan osuruk bir bolero için bu kadar gezmek değil ki… Düğünde giyeceğim elbise beyaz ama düğün benim düğünüm değil. Bari bu kadar gezdiğime değseydi. Bana koyan bu işte…

Göğe Atılan Bakış , ,