Jul
16

Bershka bokunu satsa alırım

Bershka denilen marka ile Türkiye tanışana kadar kıyafet hususunda ciddi problemleri olan insan idim. Artık değilim. Değilim dediysem de insan değilim mahiyetinde söylememiştim mamafih Türkçe dilbilgisi kitaplarının vazgeçilmez tanımlarından olan “Türkçe, lastikli bir dildir.” gibi osuruk tanım yüzünden 110 kiloluk anneannemin don lastiğini çekercesine konudan bir çırpıda uzaklaşabiliyorum.
Bershka’dan önce ne giymem gerektiğimi idrak edip bu idrak düzeyinde parçalar bulamamam yüzünden İpekyol ve çarşamba pazarı arası gidip gelen bir tarzım vardı ki kendi çapımda bir moda ikonu olmaya aday idim. İpekyol’dan Birleşik Krallık’a bir uçak bileti ederinde alınmış bir adet kotun üstüne uygun bir parçayı denk düşüremediğim için Çarşamba pazarından almış olduğum ishal kuşun boku rengindeki penyeyi giyiveriyordum ki çok şenlikli bir tarz oluveriyordu.
Bershka ya da Pull and Bear gibi tarzı netçe belirlenmiş markaların etrafta boy göstermeye başladığı zamanlar adeta derin bir nefes almış oldum.
Ben ki zamanında pembe bir eşofman altı üstüne haki yeşil t-shirt, alına turunulu çorap ve siyah beyaz çizgili babet kombini yapmış bir insanım. Ziyadesiyle kapılarının önüne pazen donu, çiçekli basma şalvarı ve hardal rengi yeleğiyle oturup çekirdek çitleyen teyzelerden bir farkım yokken tarzıyla ışıldayan bir insan halini aldım. Aslında sadece ben öyle olduğunu düşünüyorum da olabilir.
Bershka ya da Pull and Bear’ın moda dünyasına beni kazandırması ve bu sebeple tüm hayran kitlemin gözlerinin benim ışığımla kamaşması iyi, hoş da; yaz günü gidip de Bershka’dan mont almak da neyin nesi?
Montu binbir bahaneyle aldım da; peki, sayı ile geldiği için müşterilere verilmeyen askıları iç kullanmayaak olsam da almaya çalışmak ve alamadığım için çirkefleşip kasiyer çocuğa “A-aaaa. Bershka’nın sahibi de ne ucuzcuymuş. 2 askıyı çok gördü.” diyerek psikolojik baskı yapmak suretiyle kan kusturmak da ne oluyor?
Alışveriş yaparken gözüm dönüyor sanırım…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi ,

May
25

Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur

Bu sadece Eskişehir’e has bir durum mudur bilemiyorum fakat Eskişehir’e öğrenci olarak adım atan her birey takiben iki ya da üç ay içerisinde adeta evrimleşiyor. Demem odur ki; Stephen Hawking, kemcük gibi ağzını yaya yaya poz vermek yerinde gelip Eskişehir’de gençleri gözlemlese evrim teorisini kanıtlar; kimselerin de bikbik tartışmasına gerek kalmaz…
Ortaokul yıllarımda kara kuzgun gibi şekli bulaşık telini andıran saçları olan Arap taşşağı gibi esmer bir arkadaşım vardı. Kollarına muhtelif renkte kalemlerle “Doğuş” yazar etrafına kalpler koyardı. Doğuş kasedini cool bir tavırla müzik çalara koyduğunda biz, at gibi kişner misali gülerken bize hiddetlenebilecek kadar aşıktı Doğuş’a.
O bulaşık teli saçlı kız, yıllar sonra Eskişehir’e üniversite okumak için gelmiş ve bugün cep telefonuyla konuşarak salınırcasına beşinci kez önümüzden geçerken bir kez daha düşündüm.
Bu şehire gelirken bildiğin “Sosyeteye girmiş köylü güzeli” tadında ayağında anne ve babayla gözetiminde ve denetiminde aldığı fistanı ile gelenler iki ay sonra oldschool tarzında giyinip ayağına da itlerin bile acıyıp da üstüne işemeyeceği kadar pis ve harap olmuş konversleri geçirip punk oluyorlar…
Olsun olmasına da bu bulaşık teli saçlı kız gibi punk olup, “Bir saat önce 13 kişinin tecavüzüne uğradım.” adlı saç modelini yapıp, altına eve gelen gündelikçi kadının temizlik esnasında giydiği kıyafetleri andıran sözüm ona otantik kıyafetleri giyip elinde sigarayla sokakta bohem tavırlarda yürümek onun neyine eğer adı Halimeyse?
Bu bohem tavırlı punk kızın adı Halime. Halime!
Nedendir bilemiyorum; Halime deyince aklıma hep kilim motifleri geliyor. Bu nasıl bir bilinçaltı?

30° Pamuklu ,

May
9

Çorap yanar

Dün gece son kez olup biteni ve yollar ayrıldıktan sonra yapmamız gerekenleri konuşmak için bir araya geldik. Bana sarıldığı anda fark ettim ki benim asıl olmam gereken yer orasıymış.
Eskiden kalma, tanıdık bir umutla başladım güne ve sabah uyandığında ilk aklına gelen şey sevgilisi olan; ayrıca bundan mütvellit yüzünde aptal bir gülümseme olan her kadın gibi uyanır uyanmaz gün içerisinde gerçekleşecek görüşmeye nasıl hazırlanacağımı kurgulamaya başladım.
Her düşündüğü başına gelen bir insan olarak tam da boyunbağından sarkmakta olan olan ipi yakarken “Lan şimdi bu ipi ben yanlışlıkla çorabıma düşürürsem… 9.75 tela verdim bi’ de tam tamına.” diye geçirirken yakmakta olduğum ipin bir diğer ucunun artık yerinde olmadığını farkettim.
Sallanmakta olduğu boyunbağının köşesinden bir adet kibritle alev alev yakılmasından ötürü umarsızca boşanan ipi düştüğünü tam tamına 9.75 TL saydığım gülkurusu rengi çorabımın üstüne düştüğünü bacağımda hissetmiş olduğum o tatlı sıcaklık ile hissettim. Bir itfaiyeci çevikliği ve soğukkanlılığıyla tutuşmak üzere olan çorabı söndürerek derin bir nefes çektim.
Çorapta oluşmuş olan kuş gözü büyüklüğündeki deliğin bisiklete binerken büyüyerek topuğumdan kıçıma kadar kaçmamasını arzu ederken bir yandan da deliğe bir adet ten rengi oje ile ilk yardım yaptım. Tedirgin bir şekilde bisiklete binerken Japon bey’in gözlerini benden alamadığı yalanıyla kendimi avuttum ki adamın bisiklete binerken gözlerini ne kadar benim üstümde tutacağı ise malumdur…
Kilotlu çorap denilen aksesuar ile pek arası olmayan hatta her giydiğinde ya çorabı patlatan, kaçıran ya da yakan bir kadın olarak şunu tespit ettim: Ne kıl tüy yoldurma, ne kuaförde geçirilen onca işlem; kadınlar için en büyük işkence kilotlu çoraptır. Hatta ve hatta kilotlu çorap, çağın vebasıdır…

Bir Sevda Masalı , , ,

Apr
27

Bir diyet türü olarak yolculuk

İtiraf etmeliyim ki meteorologlar haftasonu için “Balkanlar’dan gelen soğuk hava, vız gelip tırıs gitmeyebilir.” şeklinede demeçlerin altına imza atmış olsalar da onları pek kaale almayıp yolculuğa çıkarken konvers giymiş olmam pek aklı selim bir davranış değildi.
Konversler zaten çakma idi. Aklirik boya ile sağını solunu boyayarak Doğan görünümlü Şahin havasına soktuysam da bu balkanlardan gelen meşhur soğuk havaya karşı adeta çıplak ayaklı bir yerli gibiyim…
Hal böyle olunca üşüyen ayaklar, anlayamadığım bir etkileşim sonucu midemizi üşütmemize sebep olabiliyor. Kaçınılmaz olarak tüm gün boyu tuvalete doğru defalarca kez şeref turları atılabiliyor.
Sanırım bir günde iki kilo vermenin mucizevi formülünü keşfettim fakat bolca kaybetmiş olduğum katı sıvı ve gazdan (ve hatta plazma) dolayı damacanalar dolusu meyve suyu içmek istiyorum.

Not: Yolculuklar esnasında yapmış olduğum bir miktar kitap ayracım var. Arzu eden kişilere bunları yollayacağım. İletişin…

Göğe Atılan Bakış , ,

Apr
24

Semiz

Son bir senedir çok kilo aldığımın farkındayım. Hatta yılbaşı arifesinde almış olduğum füme rengi pantolonun sırf bu yüzden bol kesimden dar kesime geçiş yaptığının; annemin almış olduğu pijamanın altının artık üzerimde tayt gibi durduğunun farkındayım.
Annem, bugün bana bakıp “Kıçın küçülmüş, dana.” şeklinde kompliman yaparken “Ehi ehi. Sıkılaşmışımdır.” şeklinde bir tevazu örneği de göstermiş olabilirim fakat içten içe, yana yakıla annemin dediğinin gerçek olmasını arzu etmiş olabilirim.
Ama hiç mi insafın yok ulan!?
Bisiklet aldım. Tam 75 TL saydım ben ona. Yetmedi bir de jantları için alengirli süslerden aldım. Öptüm; kokladım; bağrıma bastım.
İnsan bir kilocuk da mı vermez, lan!?

Höykürük ,