6
Zeytin ağacı0
Kentten bile bile izole edilmiş bir fakültede okuyorsanız ve bahardan kalma bir gün yaşamaktaysanız; şüphesiz yapabileceğiniz en iyi şey karnınızı bira ile şişirmektir.
Biz de bu bahardan kalma bir günü değerlendirmek için bu harika fasalite içerisine girmiş bulunduğumuz esnada eşlik ettiklerinde Daltonlar gibi gezdiğim ekürülerimiz aslında birer akıl hastası olduğunu fark ettim. Zira girdiğimiz Tekel Bayii’nde satıcı tezgahın üstündeki biraları işaret ettiği esnada bakmak için kafamı uzattığımda kesif bir osuruk kokusuyla karşılaştım.
Olayın şokuyla ne olduğunu idrak edememişken kokunun yoğunluğundan şuurum gitmiş bir şekilde “Hanginiz yaptı lan bunu!?” diye sormuşken At Dilara’nın “Ben!” demesinin hemen akabininde Nuran Hanım’ın “Ay, ne münasebet canım. Kimse benim osuruğumu üstüne alamaz!” cevabı ile iki insanın müthiş senkronize ve son derece empatik bir şekilde osurmuş olması ve “Kara Murat benim!” tipi ucuz kahramanlıkları beni benden almış oldu.
Biraz da olsun oksijenle beynimi temizlemek amacıyla kendimi dışarı attığımda gülmekten yüzünde tüp patlamış misali kızarmış Büşra ile karşılaştım ki o esnada kendisi onca kokunun üstüne sigara içiyor olmasından mütevellit içerde birimiş olan metan gazının sigarayla etkileşiminden dolayı infilak edebileceğimiz fikri geldi bir anda aklıma.
Keyif yapmak için gittiğimiz mekana doğru yol alırken Nuran Hanım’ın “Ay benim burnum hiç koku almıyor. Köpek gibi koku alıyorsunuz, kızım. İnsan kendi osuruğunu koklayamayacaksa yaşamanın ne anlamı var ki!” tespiti beni yaşamın anlamı üzerinde düşünmeye iten son nokta olmuştu son zamanlarda…
Sonra hakikaten hayatın ta kendisi düşündüm bir an. Duraksadım. Hayatın anlamı dedikleri şey neydi ki benim için? Sonra kendimi çevremde olup bitenin hareketine ve hareketin içindeki sakinliğe ve hatta durağanlığa bıraktım kendimi…
Kadınca şeylerden söz ettik. Kadın salaklığıyla konuşup, kadın içtenliğiyle birbirmizi kucakladık. Kadına has bir anlayışla birbirmizin gözlerinin içine bakıp kadına has bir anaçlıkla birbirimizi anladık. Çok güldüm ama az düşündüm o gün…
Ordaydım. Denize karşı, birçok heykelin olduğu bir bahçede bir zeytin ağacının altında oturdum. Zeytin ağacıydı ki barış getirsin diye… Az düşündüm ama düşündüğüm zamanlarda da onu düşündüm. O ise, “hayatımın kadını” dediği kadından bir başka kadına “kadınım” demekle meşgul idi…
16
Ermiş abla
Japon beyler yeni bir daireye taşındılar gün itibariyle. Ben de ortalıkta dolaşmak ve yerine yerleşen kanepede uymak suretiyle kendilerine yardım ettim.
Taşınmanın ritüelllerinden biri olarak bulabildiğimiz en acaip lokantadan lahmacun yedik.
İnsanın yediklerinin çıkardığı gazın kokusu vasıtasıyla tespit edilebilmesi ne garip bir durum…
Sanırım saçım az daha beyaz olaydı, gaz çıkarma esnasında bariz bir şekilde koltuktan havalanmam yüzünden ermiş nine muamelesi görebilirdim…
10
Sucuk geğirtir
İtalyanca kursuna gidiyordum ve bayramın hemen öncesinde ilk kuru tamamlamıştım. Kurs ile 3 kurluk anlaşma yapmıştık ve haliyle bayram ertesinde kurstan arayıp “canımız, ciğerimiz, filoloji gurusu Gwen hanım, gelin de 2. kura başlayın.” demelerini bekliyorum ki bu bekleyiş biraz fazla uzun sürdü. Biraz fazla sürmesinden huylanarak kursa gittim ki dersler çoktan başlamış. Çok popüler ve sevilen bir kişilik olmamdan mütevellit bana haber vermeyi unutmuşlar. “Ben nasıl olsa geçen dersleri kolaycacık anlarım.” diyerek gayet gerizekalılık örneği olan bir nevi özgüven göstererek sınıfın kaldığı yerden derslere devam etmeye başladım.
Ders öncesinde kantinde Japon bey geğirdiği esnada farkettim ki gün içerisinde yemiş olduğunuz yemekler için yayılan koku bir menü niteliğini taşımaktadır. Olayın vuku bulduğu esnada ya da en azından biraz sonrasında şunu da idrak etmeliydim ki o gün derse gelen tek kişi ben idim, hoca bir nevi özel ders yapacaktı ve ben de sucuk yemiştim…
Hiroşima’yı yıkan atom bombasının tahrip gücündeydim. Tuttum kendimi. Gözyaşlarım gibi içime akıttım…







