9
Nüans0
Makyaj yaptığımda kimi zaman Audrey Hepburn’e kimi zaman ise Ozzy Ozbourne benziyorum.
Aradaki dağlar kadar fark yaratan o nüansı nasıl kaçırabiliyorum anlamıyorum.
Yağlıboya yaparken kullandığım “boyayı bol ve katmanlı sür!” ilkesi elimin ayarını iyice bozdu sanırım…
8
Dip boyası
Her Türk gençkızı bir Esra Balamir değerindedir ve bu yüzdendir ki zenci götüne çalan ten renklerini kanarya sarısı saç ile ahenklendirmeye sevdalıdırlar. Her ne kadar zamanında “sarı saçın dibinden fışkıran siyah saç” modasına Madonna da uymuş olsa bu modayı takip eden her gençkız benim nazarımda bir Kibariye’ye eşdeğerdir.
Dip boyası gelmiş hangi hemcinsimle karşılaşsam ucuz mahalle arası berberlerde bol yanık saç kkusu eşliğinde yapılmış 3 Liralık tüp boya eseri orospu sarısı saç aklıma geliyor olsa da ben de bugünlerde dip boyası gelmiş saçlarımla ısrarla yaşamaya meyilliyim.
Tek sebebi uçlarda oluşmuş olan o muhteşem açık kumral dore rengle aynada karşılaşıyor olmayı sevmemdir.
Allahım bitmesin. Bitmesin bu rüya…
8
Geleneksel banyo günü
Ben ki, öyle bir neslin çocuğuyum ki; pazar günleri -birçok ailede olduğu gibi- benim ailemde de geleneksel banyo günü idi.
Birçoğumuz büyüyene kadar kazanlı banyolarımızda annelerimiz tarafından kafamıza maşraparayı ya da bakır tası yiyerek büyüdük. Kızların göğüsleri çıkmaya başladığında ve erkekler de komşu kızını hayal etmeye başladıklarında banyoda yalnız su dökünmek konusunda level atlamış olurlardı.
Saatler akşamüstünü gösterdiği esnada “Sen gir. yok ben gireyim. Çocuk girmesin, daha banyo soğuktur.” gibi göz yaşartan bir organizasyon yeteneği sonucunda ailenin her bir ferdi sıralıca banyoya girerdi. İçeride güldür güldür yanmakta olan kazanın ısıtmış olduğu banyoda taslar dolusu suyu dökünürken kaçınılmaz olarak kabaran parmak parmak kirlerimiz keselenip Hacı Şakir’le sabunlanırdı. Banyo ritüelininin bitiminde sobalı evlerimizin bir kıyağı olarak sıcak banyodan buz gibi salona götümüz büzüşürek geçerken Fin hamamı etkisi yaşamış da olurduk. Bir aile eğlencesi olarak Bizimkiler dizisini izlemeye çalışırken gorç gorç gorç sesleri eşliğinde Hacı Şakir sabunla çitilenmekten tiftik olmuş saçlar, anneler tarafından Özdilek havlu ile kurulanır ve avını parçalayan bir aslan edasında taranırdı. Bu esnada her bir çocuk, bir soprano ya da tenor değerindedir. Bizimkiler dizisinin akabininde yayınlanan Parliament pazar gecesi sinemasını izlemek artık bir Jedi oladuğumuzun işaretiydi. Zira hiç bir çocuk yatma vakti geldiğinden dolayı tamamını izleyememekteydi.
İşte bütün bunları düşündükçe insanların “Ben gün aşırı duş alırım. Hatta yazın iki kere duşa giriyorum.” diyip huş’u içersinde gözlerime bakmasına anlam veremiyorum. İnsanlar kovalar dolusu suyu duş başlığıyla üstüne yağdırınca pek temiz olduğunu düşünmüyorum. Nerde bunu Hacı Şakir’i ya da kazanlı banyoda kabaran kirlerini keselemesi? Nerde Bizimkiler dizisinin ya da Parliament gece sinemasını izlemek için ağlamış olmanın vermş olduğu iç huzuru?
Böyle insanların ağzılarına cam kültablası ile vurasım var…
9
Çorap yanar
Dün gece son kez olup biteni ve yollar ayrıldıktan sonra yapmamız gerekenleri konuşmak için bir araya geldik. Bana sarıldığı anda fark ettim ki benim asıl olmam gereken yer orasıymış.
Eskiden kalma, tanıdık bir umutla başladım güne ve sabah uyandığında ilk aklına gelen şey sevgilisi olan; ayrıca bundan mütvellit yüzünde aptal bir gülümseme olan her kadın gibi uyanır uyanmaz gün içerisinde gerçekleşecek görüşmeye nasıl hazırlanacağımı kurgulamaya başladım.
Her düşündüğü başına gelen bir insan olarak tam da boyunbağından sarkmakta olan olan ipi yakarken “Lan şimdi bu ipi ben yanlışlıkla çorabıma düşürürsem… 9.75 tela verdim bi’ de tam tamına.” diye geçirirken yakmakta olduğum ipin bir diğer ucunun artık yerinde olmadığını farkettim.
Sallanmakta olduğu boyunbağının köşesinden bir adet kibritle alev alev yakılmasından ötürü umarsızca boşanan ipi düştüğünü tam tamına 9.75 TL saydığım gülkurusu rengi çorabımın üstüne düştüğünü bacağımda hissetmiş olduğum o tatlı sıcaklık ile hissettim. Bir itfaiyeci çevikliği ve soğukkanlılığıyla tutuşmak üzere olan çorabı söndürerek derin bir nefes çektim.
Çorapta oluşmuş olan kuş gözü büyüklüğündeki deliğin bisiklete binerken büyüyerek topuğumdan kıçıma kadar kaçmamasını arzu ederken bir yandan da deliğe bir adet ten rengi oje ile ilk yardım yaptım. Tedirgin bir şekilde bisiklete binerken Japon bey’in gözlerini benden alamadığı yalanıyla kendimi avuttum ki adamın bisiklete binerken gözlerini ne kadar benim üstümde tutacağı ise malumdur…
Kilotlu çorap denilen aksesuar ile pek arası olmayan hatta her giydiğinde ya çorabı patlatan, kaçıran ya da yakan bir kadın olarak şunu tespit ettim: Ne kıl tüy yoldurma, ne kuaförde geçirilen onca işlem; kadınlar için en büyük işkence kilotlu çoraptır. Hatta ve hatta kilotlu çorap, çağın vebasıdır…
22
Yoğurtlu havuç
Kendini iyi hissedebilmek için kafasına bir ton kimyasalı boca eden yegane yaratık kadınlardır şüphesiz. Vitrinde beğendiği elbisenin üstünde güzel durmamasından sevgilisinden boynuz yemeye, regl sıkıntısından menopoz öf-öfüne doğru uzanan bir kartelda çok çeşitli sıkıntılara ve hatta yersiz kuruntulara sahip olabilecek kadınlar bunları bastırabilemk için soluğu anında kuaförde alırlar.
“Gwencim nassın? İyi misin? Allah iyilik versin. Annen güzel, sen çirkin.” dediklerinde ağzımı açıp tek kelime edebilecek halim kalmadığını anladığım noktada ben de bir rehabilite yöntemi olan saç boyamayı kendime görev biçtim.
Sonuç olarak güzel bir renk çıkacağı avuntusuyla manda boku kıvamında kardığım boyayı saçıma sürmeye hazırlanırken kafama sürmekte olduğum şey yüzünden aklı selim olmadığımı idrak ettiğim noktada “Zaten 80.000 bakımım gelmişti. E boyamam lazımdı bi yerde.” diyerek bu yaptığımın çok da salakça birşey olmadığına inandırdım kendimi.
Şu anda boya mahiyetinde saçıma sürdüğüm turuncu şap ve boyanın etrafa bulaşmaması ümidiyle kafama sarmaladığım bone ile adeta annemin hazırlayıp kokmasın diye buzdolabına poşetleyip koyduğu bir tabak zeytinyağlı yoğurtlu havuç misali oturuyorum.
Yarım saat sonra duştan rehabilite olmuş şekilde çıkıp dünyanın en güzel ve en sorunsuz kadını ben olacağım. Garanti ederim…








