Jan
7

Interrail ile Yurop

Dışarıdaki dondurucu soğuktan ve biraz da atölyede solumak zorunda kaldığımız tinerden ötürü Japon bey ve Fulya ile şimdiden önümüzdeki yaz için planlar yapmaya başladık. Ağustos ayının sonundan itibaren tamamiyle dengelerinin değişeceği yeni hayatım için hem bir hazırlık, hem de bir nevi hediye olacak bu…
On adım bile ötemde durmayan buzdolabına kadar gitmek için yarım saat civarı hesap yapan ve derin hesaplar sonucunda bir sünger kadar hareketli olduğumdan üşenerek yemek yemekten vazgeçen ben, Interrail denen şeyle koskoca Avrupa’yı gezmeyi planlıyorum… Gerçi tren saatlerine baktığımda gözüm korkmadı değil… Örnek vermek gerekirse İstanbul – Viyana arası 36 saat sürüyormuş. Yanılmıyorum değil mi? Şimdiden tasası düştü bana.

Ya trende kakam gelirse? Trende hiç kaka yapmadım ki. Ya terlersem? Ya sinirden kaşıntı tutarsa? Ya trende horlayan olursa? 36 saat sonunda gırtlağına kadar sokarım bacağımı. Şimdi ben alışveriş yapmasını seven insanım, umarım beğendiğim şeylerin hepsini taşıyabilirim. Sokaklarda yatmamız gerekicek sanırım. Ya hava umduğumuzdan soğuk olursa? Sürekli kullanmam gereken ilaçlar var. Ya bunları uyuşturucu madde zannederler de gözaltına alırlarsa beni? Korkudan bırak İngilizce’yi anadilimi bile unuturum ben.

Nostradamus’un bir nevi ilham perisi sayılabilecek anneannem bile bu kadar üretemezdi sanırım.
Kendime vermek istediğim bu hediye çok iyi gelcek bana. Eminim… Köklendiğim yerden kopmak istiyorum. Kendimi güvende hissetmeden tanımadığım yüzler ve aşina olmadığım diyarlarda bir nokta olup kaybolmak istiyorum. Endişelenmek, ürkmem ve korkmak istiyorum. Ve sonra tekrar ait olduğum diyarlara kök salmak istiyorum…

Fasalite , , ,