4
Hayırlı evlat2
Sabah annemi evine gönderip atölyeye doğru ilerlerken bir anda farkında olmadan korkunç bi içhesaplaşma içine girdiğimi gözü yaşlı halde uygun adım yürürken idrak ettim. Bir yandan sevgilisini yolcu etmiş ergen bir gözü yaşlı gençkıza benzediğimi ve insanların beni bu halde yolda gördüklerinde nasıl aptal bulduklarını düşünürken bir yandan da eşşek kadar bir insan olup hala bir baltaya sap olamadığımı düşündüm.
Annemin ömrü sürekli mücadele etmekle geçmiş. Önce okumak için mücadele, sonra eşinin sorumsuzluğu ve savrukluğuyla mücadele ve sonra da benim gibi aklı beş karış bi evlatla mücadele… Sanırım onun için en öldürücü darbe de yıllar yılı bir türlü hizaya gelememiş bir eşi hizaya getirmeye çalışmayıp adeta hiza olmuştur. Birçok kadının “Yavrum için kalanıyorum bunlara.” safsatası bir kenara tüm bunları seven ve daha da önemlisi sevilen bir kadın olduğu için yapmıştır ama bütün rüyaların bir sonu olduğu gibi bunun da sonu geldiğinde maalesef eşi adeta onda kalan tüm güzel hatırasını kirletmek için elinden geleni yapar. İşte bu noktada annemin mücadelesi başlamıştır; hayata tutunmak ve benimle yanyana ayakta kalabilmek için.
Yürürken öylesine düşündüm. Kaç yaşına gelmiş bir insanım ve hala bir halta yaramıyorum. Yanından yürüyüp geçerken dikkate bile almadığım minicik serçelerin bile benden daha değerli hayat gayeleri var. En azından bu soğukta bir kırıntı ekmek bulmak için canı pahasına mcadele ediyorlar. Bense hayata tekrar gelecekmişim gibi umarsızca zamanımı savurdum. Annem tüm imkanlarını benim için kanalize etmiş durumdayken zamanını israf etmiş, çeyrek asırlık ömründe hala bi boka yaramayan, bir meslek sahibi dahi olamamış bir evlat olarak çok yaraştım ona. (!)
Kendimi o kadar aciz ve küçük hissettim ki yürüdüğüm yolda adımlarımı minicik ayaklarla atar hale geldim adeta. Yol bitmek bilmedi. Sonra terkar düşündüm. Aslında o kadar da küçük ve aciz değildim. Güçsüz hiç değildim çünkü Tanrı’nın bana vermiş olduklarına sürekli olarak burun kıvırıp kendi seçeneklerimi yaratıyorum durmaksızın…
Gözlerim nemli olarak bir ekmek fırınına girip kurabiye alırken Azeri Kızı Günel çalıyordu. Ona gülmeye başladığımda ne kadar gamsız ve manyak bir insan olduğumu düşündüm bir an için. Sanki 1 dakika önce kendisini acımasızca eleştiren ben değildim.
Atölyenin kapısına geldiğimde gözlerimi sildim. Yüzüme bir gülücük kondurdum ve içeri girdim. Herşey yepyeni ve tazeydi o andan itibaren…






