26
Teknoloji zor zanaat0
Sanırım annemin jenerasyonu, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin en hızlı ve sayıca en çok gözlemlenebildiği dönem oldu. “Bizim evlerimizde tuvaletler evin dışındaydı. Vidanjöler gelip çekiyordu tuvaletleri. Hatta ne vidanjörü; çingeneler tenekelerle gelip temizlerlerdi.” temalı konuşmadan sonra bluetooth içerikli başka bir sohbete hızla geçiş yapmış oluyorlar.
Anlatılırken bir masalmışcasına dinlediğimiz bunca değişikliğe adaptasyon süreçleri de tabii ki, haklı olarak biraz sancılı geçebiliyor.
Cep telefonları yeni yeni peydah olduğunda acilen bi adet alınmıştı ki, annem ve babamdan herhangi biri ortak çalıştıkları işyerinden dışarıda halletmek zorunda oldukları iş için ayrıldığında bir diğeri ona arzu ettiği an ulaşabilsin. Annemin işten arda kalan ve dolayısıyla kendine ayırabildiği nadir zamanlardan birinde arkadaşına gittiğimizde sohbetin en hararetli anında arkadaşının evinin telefonu çaldı. Hararetle arayanın babam olması vesilesiyle annem telefona çıktığında asıl hararet sebebinin saatlerdir annemi arayıp ulaşamamış olmasından kaynaklandığını anladık. “Ama telefonum hiç çalmadı ki. Saatlerdir çantamda.” derken elini çantaya götürüp telefonunu masanın üstüne koymasıyla acı gerçek anlaşıldı ki; esasında evden çıkarken telefon yerine aynı ebatlarda olan televizyon kumandasını çantasına atmıştı.
21
Anne düzeni
Yavaş yavaş anneme benzemeye başladığımı farkedeli çok olmadı. Zamanla annemin en eleştirdiğim ya da dalga konusu yaptığım huylarının bende de yer etmeye başladığını hayretle izliyorum; yeri geldiğinde içimden söküp atasım gelse de farkında olmadan yapıveriyorum.
Öte yandan bütün bunlar benim te göğrümün derinliklerine işlerken halen annemin düzen, tertip ve temizliği konusunda algılayamadığım noktalar var. Halen annemin etrafta dağınıklık yaratan ıvır zıvır eşyaları yerleştirme konusunda fikirsizim.
Örneklemek gerekirse; masamın üzerinde durmakta olan ve dolayısıyla dağınık bir görüntü çizmeyi başaran kağıt bantı ya da kitap lambasını konulması gereken yerin kalem çekmecesi mi, yoksa el işi kutusu mu olduğunu uzunca bir süre düşündükten sonra koyacak uygun bir yer bulamadığımdan dolayı masanın üstünde durmasının daha doğru olacağına karar verebiliyorum. Ben ki bu kadar dağınık olmama rağmen çılgıncasına eşyaları kategorilerine göre ayırarak düzenleme ilkesine can-ı gönülden bağlıyken bu evi annem düzenleyecek olsa kitap lambası kap kacağımı sakladığım dolaptan, kağıt bantı ise battaniyeleri sakladığım yüklüğün içinden çıkabilir. Annemin düzenleme adına edinmiş olduğu bu ilkeyi çözümlemek istiyorum.
Yılbaşında geldiğinde “Zaten benim de çok temizlik yapacak halim yok. Bi’ süpürürüm; bi de viledayla temizlerim” yalanıyla beni ağına düşürdükten sonra evin dört duvarı dışında her şeyin yerini değiştirdi ve o gün, bugündür ben fotoğraf çekimlerinde fon olarak kullandığım metreler boyu uzayıp giden kumaşı arıyordum. Dört aydır süren hasret dolu arayış bu gece kanın beynime çıkmasıyla sonuçlandı. Keşke birisi evimdeki tekli koltuğun yanında duran çek-yat misali yatıralabildiği ve altta da bir adet gizli bölmesi olduğunu söyleseydi. Bu keşfi benden önce annemin yapmış olması çok trajikomik…
Sanırım anne düzeninin sırrı, biz kadınların çocuk doğurmadan önce ahkam keserken işiterek göt üstü oturdukları “Anne olunca anlarsın!” cümlesinin içinde…
25
Narenciye kokulu ev
Annem çok titiz bir kadındır. Işık hızıyla temizlik yapar mamafih eli çok hızlı olduğundan yaptığı sakarlıklar da cabasıdır. Bir kadının yemek yaptığı bir sürecin içerisine annem yemek yapma, evi silme, bulaşıkları yıkama ya da bilimum çatıyı aktarma gibi işleri sığdırabilir.
Öte yandan annem ne kadar titiz ve becerikliyse ben de bir o kadar dağınık ve pasaklı olduğumu düşünüyordum. Üstelik sadece benim düşündüğüm bir husus değildi bu. “Bu pasaklılığını aynı teyzenden almışsın. Bütün eleştirdiğim huyları sende çıktı. İnsan biraz tertipli olur, canım!” şeklinde duygularını her kustuğu seferinde kendisi temizlik yapmaktayken bense bilgisayarın önünde elimde bir bardakla gazozla otururken ayaklarımı da akşam olmaya yazmış olsa da toplanmamış haldeki yatağa uzatıyordum.
Zaman zaman kendimden dahi rahatsız olduğum noktalar olmadı değil. Mesela yazı masasının üstündeki çikolata, şeker kağıtları yüzünden eşyaları kaybetmem ya da koleksiyon yaparcasına gazoz şişelerinin kenarda birikmesi hiç hoş değildi… Üstelik defalarca kez kendime çeki düzen vermeye karar verdiğim halde böyle dingilce işler yapıyordum. Önce kendime söz veriyordum; “Lan insan evladı böyle yaşamaz. Hayvan mıyım, neyim? Allah belamı versin benim. Vallaha düzenli olucam bundan sonra.” dedikten sonra üç gün içerisinde evimde ışıldıyor. Sonra bir gece televizyon izleyip toynaklarımı uzatmış çikolata keyfi yaptıktan sonra “Lan şimdi kim gidecek çöp kutusuna. Şunu şu masaya koyayım.” diye tekrar aynı çembere dahil oluyorum.
Diğer yandan sanırım yaşlanıyorum ki temizlik konusundaki tavrım değişmeye başladı. Fark ediyorum ki her geçen gün eleştirdiğim annemin huylarını almaya başlıyorum. Mutfakta oturmuş sohbet ederken kalkıp eline cifli bezi alıp mutfak dolabı üstündeki lekeyi gözüne takıldığı gerekçesiyle sildiği için aylarca dalga geçmiştim ki ben de aynı şeyi yapmaya başladım.
Atölyeden bitmiş, tükenmiş halde eve gelip iki rekat ayaklarımı uzatırken yerdeki çöpler takıldı bugün gözüme. Kuş gibi seke seke yerimden kalkıp bir hışımla yerleri süpürdüm sildim, önceden yıkanan ve bulaşıklıkta bekleyen bulaşıkları yerine kalkdırdım; yetmedi de bulaşıklığı yıkayıp kaldırdım, osuruk kokulu lahana çorbası yaptım.
Yerime oturduğumda narenciye kokulu yer deterjanı, narenciye kokulu oda parfümü, narenciye kokulu narenciyeyi koklarken fark ettim ki ben de küçük bir anne olmuşum. Korkuyorum…
3
Pai janımsSsSs
Bir süredir tamamen amaçsız bir şekilde internette lamer diye tabir edilen kişilerin kullandığı yöntemlerle annemle konuşuyordum.
Kadın ne dese oldu jijims, pai janıms diyordum…
Yapmamalıymışım…
Geçen gece uyumaya hazırlanırken “iyi geceler” dedim. “Pai janıms” diye karşılık verdi…
18
Kahraman anne
Durumun ne kadar vahim olduğunu göz ardı edersek aslında her anne gibi benim annem de kendi çapında bir komedyendir.
Geçtiğimiz günlerde Kahraman Şövalye isimli osuruktan bir film izliyorduk. Böyle şatolu, matolo; içindeki kadınların meşhur viktoryan dönemi kabarık etekli elbiselerini, erkeklerin ise Tan Sağtürk misali bütün götünü başını sıktırdığı taytlı şövalye kıyafetlerini giydiği bi filmdi…
Gözlerinin iyi görmemesinden ötürüdür ki hafif öne doğru eğilip sordu:
Filmin adı neymiş ki? Katil Balina mı yazıyor?
Beni nurlara gark ettiği an, o andır…
Sevinç Gözyaşı anne







