Mar
18

Çar-Pa

Bugün bir kez daha idrak ettim ki bir erkeği hayata küstürmenin ya da kendinden tiksindirmenin en garanti yolu çarşamba pazarına götürmektir. Zira bu gibi yerlerde erkekler, evlerinde alıştığı kadın profilinin çok daha dışında manzaralarla karşı karşıya kalabiliyor.
Evlerinde erkeklerinin bir dediğini iki etmeyen ve mülayim bir ev hanımı izlenimi kadınlar, pazarda tezgahta birer katile dönüşebiliyor. Bir dedektif edasıyla tezgahın en derininden arayıp bulduğu pazen donu başka bir kadına -ki o artık başka bir kadın değil; bir rakiptir- kaptırmamak için rakibinin kafasını tek hamlede koparabilecek bir atmaca kadar yırtıcı ya da Erol Taş filmlerinde tavuk butu yiyen adamlar kadar vahşi olabilir. Buldukları fistanı karşı tarafa kaptırmamak, adeta bir yaşamla ölüm arasında ince bir çizgidir, savaştır.
Ayrıca bir kez daha kavradım ki mahalle teyzesi deyip geçmemek lazım… Pazenlerin yanında sergilenen tüylü, çıngıraklı, bol retro desenli ya da kırmızı dantelli kilot-sütyen kombinasyonlarına bakarsak geniş bir hayal gücü ve renkli bir cinsel hayatı var bu teyzelerin. Üstleri pişirdikleri kapuskadan dolayı osuruk gibi koktuktan sonra bunları giydiklerini düşünmek istemiyorum…

Fasalite , , ,

Mar
9

Bolero giymiş gidiyorsun, bana veda ediyorsun

Daha önceden de bahsettiğim üzere, yine çok sancılı bir otobüs yolculuğuyla Cuma günü Bursa’ya gittim.
Müzik dinlemenin verdiği korkunç sancıdan usanarak daha değişik şeyler denemeye başladım. Artık Güneş’te kalmış camış misali otobüste uyumaya başladım bu aralar fakat onun da bazı sakıncalarını gördüm.
Şudur ki; artık uykum motorun sesiyle senkronize bi şekilde geliyor. Bu da şehirlerarası otobüsler dışında şehiriçi taşımacılık yapan otobüs, tramvay, el arabası gibi her türlü araçta da uyumama sebep oluyor.
Uyurken cama kafa atıp yumurtamı çatlatmanın yanı sıra, türlü çeşit problemlerle karşılaşmıyor değilim. Herşeyden önce ben kükreyen bi insanım ki uyumak aslında benim neyime? Tam kafamın hafifçe yana düştüğü sırada ağzımdan çıkan horlama sesi ile kendime geliyorum. Bu noktadan sonra bolca burnumu çekiyorum ki insanlar aslında o sesin burnumdan geldiğini sansınlar…
Terminalden eve doğru yola çıkıp uyuyarak en son durakta indikten sonra aslında tüm haftasonu boyunca daha sancılı bir süreç bekliyordu beni. Anaokulundan beri tanıştığım ve ailelerimizin de o gün bügündür kaynaşıp sevişmesinden ötürü “haydi, hop” diye gaza gelip altlı-üstlü dairelere taşınmasından ötürü aynı zamanda komşum olan Murat beyler, Mayıs başında pek şirin nişanlısıyla dünyaevine gireceklermiş; hatta balayısı bile yapacaklarmış. Onlar en eşyası almak için geze dursun; annem, sanki ben evleniyormuşum gibi bütün alışveriş merkezlerini tavaf ettirdi. Bu karış boyunu geçmeyen, mürdüm üstüne kuş sıçmığı rengi 29 TL’lik bir bolero için bana bunu yaptı bu kadın…
Hayır, aslında bana koyan osuruk bir bolero için bu kadar gezmek değil ki… Düğünde giyeceğim elbise beyaz ama düğün benim düğünüm değil. Bari bu kadar gezdiğime değseydi. Bana koyan bu işte…

Göğe Atılan Bakış , ,

Jan
31

Market insanı

Tipimden ve kıyafetlerinden olsa gerek, ne vakit büyük alışveriş merkezlerinden birine gitsem bilimum şarküteri standındaki adamlar, reyon aralarında duran orkidci kız ya da sucuk kızartan kızlar beni pek kaale almıyor. Beni potansiyel müşteri olarak görmediklerinden dolayı kendilerine derdimi anlatmak ya da ricamı sunmak için 3.5 saat boyunca önlerinde dikilip aralıksız konuşup çığırmam gerekmekte ki o zaman durumun vahametine varıyorlar.
Bugün, kafamı kaldırıp dışarıdan baktığımda bile beni sıkıntıya sokup nefesimin daralmasına sebep olan o koca marketlerden birine gittim. Arabanın tepesine binmiş “Holioeyeyey” nidalarında bir kaykaymışçasına sürerken şarküteri reyonun önünde fren yaptım…
Evet, market arabalarını o kadar ileri tekniklerde sürüyorum ki tek ayakla kendime has bir fren yapma tekniği geliştirdim…
Reyon önünde durduğum an, ani bir şekilde ciddiyete bürünerek kaşlarım hafif çatık şekilde: “250 gram şundan alabilir miyim? Orta kalınlıkta dilimler istiyorum!” dedim.
Reyonda duran görevli emin ses tonum ve duruşumdan çok etkilenmiş olmalı ki “Derhal hanımefendi!” dedi ve dilimlemekte olduğu üründen test etmem için bir dilim ikram etti.
Durum karşısında gözyaşlarım sel olmakla kalmayıp yediğim şeyin boğazıma dizilmesinden mütevellit hıçkırıklara da boğuldum. Artık şarküteri reyonundaki görevliler beni kaale almakta…

Büyüyor muyum ulan!?

Not: Şarküteri reyonunda çalan telefona “Et Hakan” şeklinde cevap veren reyon görevlisi bundan sonra benim süper kahramanımdır!

Sevinç Gözyaşı