Kapı çaldı. Pek dikkate almadım. Baktım, girmiş içeri. Tanımıyordum bile.
Üstü, başı kir pas. Üstü, başı savruk. Üstü, başı üzülmüş. Ayakkabılarıyla girmiş içeri. Yerler çamur, çer, çöp. Ne varsa içeri taşımış. Beklentilerini taşımış. Yaşanmışlıklarını taşımış. Üzüntüsünü taşımış. Leş gibi üzülmüş.
Çöktü mutfaktaki derme, çatma masaya. Kalbini gösterdi bana. “İşte tam buradan kırdılar.” dedi. Çay koydum içi çaydan leke olmuş seramik fincana. “Sen içedur.” dedim.
Aldım kalbini. Yıkadım, pakladım. Kiri, pisi aktı. Silkeleye silkeleye kuruttum. Kırığını yapıştırdım.
“Al bunu.” dedim. “Al bunu. Yerine koy ama dikkat et, aynı yerden kırmasınlar.”
Sevindi gariban.
Çayını içmemiş. Lavaboya döktüm, gitti. Ondan son kalan şey de böylelikle gitti.
0 kedi gelmiş.






