21
Bir deşarj yöntemi olarak otobüs ağlayışı0
Bugün şehirlerarası seyahatim esnasında yan koltuğumda oturmakta olan 80li yılların Serpil Çakmaklı’sı imajındaki röfleli ve krapeli saçlarını küçükken “dolma” tabir ettiğimiz modelde toplamış, kahverengi ve parlak kadife bir penye giymiş ve takma tırnaklarına çingene pembesi oje sürmüş hanım; sana sesleniyorum:
Ufkumu açtın!
Müzikçalarından ardı ardına dinlediği Kayahan, Ferdi Özbeğen ve tam da bunların üzerine İbrahim Tatlıses’e dayanamayarak yüzünü her ne kadar cama gömdüyse de bu, ağladığını gizlemeye yetmedi.
Fark ettim ki ben her nasıl onun ağladığını fark ettiysem, benim de zaman zaman ağladığım oluyordu ve bu da demek oluyordu ki ben de suretimi ne kadar cama gömsem de bu ağladığımı gizlemeye yetmedi. Gözyaşlarımı gizleyebilsem bile gözyaşımla sekronize şekilde akan burnumu “şörk” diye çekerken müzikçalarımın sesinden dolayı o burun çekme sesini benden başka herkes duyarak ne anlama geldiğini anlamış olmalılar.
Bunu farkedince çok utandım.
15
Sapık
Uzun yıllar bir cilt hastalığıyla mücadele vermekten ve bu hastalığın tek ilacı olan kortizonu kullanmak suretiyle “kaş yaparken göz çıkarma” misali hastalığı iyileştirirken cildimin kalitesini bozmamdan mütevellit (bir zeplin boyutuna ulaşmamdan bahsetmiyorum bile…) resmen sapığa bağlamış durumdayım.
Ana haber bültenlerinde yılın moda olacak muhtelif markalardaki mayo katalog çekimleri haberlerini izlerken yanındaki ekürisini dürterek “Karıdaki pilava bak la!” tadında tepkiler veren abazan Türk genci tadında, bebeksi tenli kadınların kollarına bakarak “Offf. Kollara bak beh!” diye iç geçirir oldum.
“İnsanlık için büyük bir adım olacak bir değişim yaratmak sizin elinizde.” deseler “Cildim eskiden olduğu gibi porselen olsun!” önermesinde bulunurdum.
8
Geleneksel banyo günü
Ben ki, öyle bir neslin çocuğuyum ki; pazar günleri -birçok ailede olduğu gibi- benim ailemde de geleneksel banyo günü idi.
Birçoğumuz büyüyene kadar kazanlı banyolarımızda annelerimiz tarafından kafamıza maşraparayı ya da bakır tası yiyerek büyüdük. Kızların göğüsleri çıkmaya başladığında ve erkekler de komşu kızını hayal etmeye başladıklarında banyoda yalnız su dökünmek konusunda level atlamış olurlardı.
Saatler akşamüstünü gösterdiği esnada “Sen gir. yok ben gireyim. Çocuk girmesin, daha banyo soğuktur.” gibi göz yaşartan bir organizasyon yeteneği sonucunda ailenin her bir ferdi sıralıca banyoya girerdi. İçeride güldür güldür yanmakta olan kazanın ısıtmış olduğu banyoda taslar dolusu suyu dökünürken kaçınılmaz olarak kabaran parmak parmak kirlerimiz keselenip Hacı Şakir’le sabunlanırdı. Banyo ritüelininin bitiminde sobalı evlerimizin bir kıyağı olarak sıcak banyodan buz gibi salona götümüz büzüşürek geçerken Fin hamamı etkisi yaşamış da olurduk. Bir aile eğlencesi olarak Bizimkiler dizisini izlemeye çalışırken gorç gorç gorç sesleri eşliğinde Hacı Şakir sabunla çitilenmekten tiftik olmuş saçlar, anneler tarafından Özdilek havlu ile kurulanır ve avını parçalayan bir aslan edasında taranırdı. Bu esnada her bir çocuk, bir soprano ya da tenor değerindedir. Bizimkiler dizisinin akabininde yayınlanan Parliament pazar gecesi sinemasını izlemek artık bir Jedi oladuğumuzun işaretiydi. Zira hiç bir çocuk yatma vakti geldiğinden dolayı tamamını izleyememekteydi.
İşte bütün bunları düşündükçe insanların “Ben gün aşırı duş alırım. Hatta yazın iki kere duşa giriyorum.” diyip huş’u içersinde gözlerime bakmasına anlam veremiyorum. İnsanlar kovalar dolusu suyu duş başlığıyla üstüne yağdırınca pek temiz olduğunu düşünmüyorum. Nerde bunu Hacı Şakir’i ya da kazanlı banyoda kabaran kirlerini keselemesi? Nerde Bizimkiler dizisinin ya da Parliament gece sinemasını izlemek için ağlamış olmanın vermş olduğu iç huzuru?
Böyle insanların ağzılarına cam kültablası ile vurasım var…








