Dec
25

Tobby

Tobby. 10 Yaşında bir Setheer…
Dün beraber yürüyüşe çıktığımızda yol ayrımında durdu ve eve dönmek yerine sapağa doğru gitmek için inat etti. Havanın soğukluğundan mı; yoksa aceleciliğimden mi bilemiyorum fakat inadından vazgeçmesi için yavaşça poposuna şaplak indirdiğimde aklıma geldi ki kendisi 10 yaşında…
Birçok insanın ne olduğunu anlamadığı, geri kalanının ise haspel kader anlayarak saçmalık olarak adlandırdığı reankarnasyona inanıyorum. İşte bu yüzdendir ki; dün gece poposuna yavaşça şaplak indirdiğim 10 yaşındaki ama özünde 70 insan yaşındaki bu koca adama karşı çok mahçubum.
Dün çıktığı gezinti esnasında patisine saplanan ama tüylerinin uzunluğu yüzünden fark edemediğimiz koca bir dikenin etine iyice saplanması yüzünden kolunda oluşan koca yarayı bugün temizleyeme çalışırken benim ne olduğunu merak edip bakmaya çalışmam üzerine yarasını mağrur bir tavırla sanki kabahat işlemişcesine kapatmayan çalışan ve o anda gözleirme korkak bir çocuk gibi bakan adam aslında 70lik bir ihtiyar…
Bu akşam tekrar yürüyüşe çıktığımızda 70 yaşındaki adamın boynuna bağlanmış tasmanın ucundan tutmamdam ötürü çok muzdariptim.
Beraber açıklıkta durup karşı kıyının ışıklarını izledik bir süre. Eğilip onu sevmek için elimi uzattığımda yaralı patisini avcuma uzattı ve gözlerimin içine dolu dolu baktı ki işte, o zaman benim de gözlerim doldu. İçten içe homurdanarak ve sızlanarak bana bakması üzerine ne dediğini anladığımda ona “Canın acıyor mu, annecim? Benimki de çok acıyor.” derken buldum kendimi. O an aklımdan geçen tek şeyi ona fısıldadım:

Kimsin sen?

Göğe Atılan Bakış

Dec
14

Margarita

Herkes için birer litre margarita, öfke, hırs, kıskançlık, gözyaşı ve kan…
İşte biz biraz da buyuz.
Ama en çok da bütün bunların ortasında birbirimize dokundukça ağlayan aşıklarız…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi

Dec
9

Senin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?

Gözyaşlarının yine sel olduğu bir günü yaşamaktayım; zira garip bir şekilde -kitleleri peşimden sürükleyen bir kişi olduğumdan mıdır bilemiyorum- bu olumsuzluğun gayet farkındaydı.
Okula adımımı attığım ilk dakikadan itibaren yaymış olduğum o kokuşmuş enerjiden olsa gerek atölyeye giren her şahıs daha kimseye selam dahi vermeden etrafımda türlü türlü maymunluklarını sergilediler. Enerjiyi çok yoğun yaydığımdan olsa gerek Büşra, büyük bir empati örneği sergileyip evden çıkarken “Bugün kesin Gwen’in morali bozuk.” diye içinden geçirmiş. Atölyede “Sen iyi misin?” diye soran hocaya “evet” anlamında kafamı salladıysam da esasında farkında olmadan kadının suratına “böhühühü” şeklinde böğürmemek için dudaklarımı içeri doğru göçertmiştim.
Sakince oturup işime odaklanmaya çalıştığım esnada akan gözyaşlarının guajı boyayı bozduğunu farkettiğimde kendimi dışarı attım. Sümüğümü etrafa çaktırmadan penyemin koluna silip iz yapmaması için dua ederken “Tevekkeli arkadaşlarım bir harika!” diye içimden geçirdim. Zira sabahtan beri kendime gelmem için 30 yaşında bir kadın rus revü kızı gibi önümde dans etti; 1 saat sonra teslim edilecek işe hanüz yeni başlıyor olmasına karşın Dilara işini yarım bırakıp beni dinledi… Ama hepsinin ötesinde günümü aydınlatan şu oldu:
Büşra ile oturmuş tam da ona “Ulan, biz birbirmize sinirlendikçe hırslandık. hırsımızla zarar verdikçe daha da çok bağlandık.” şeklinde Yıldız Tilbe şarkılarından fırlamış izlenimi yaratan bir laf etmişken bu esnada yanımıza yanaşan iki adet dişle soyulmuş langa hıyarı kılıklı herifin “Pardon, iç mimarlık nerde?” sorusuyla irkildim. O anda yanaklarımdan sağanak yağmur şeklinde akıp giden gözyaşlarını ne yapacağımı idrak edememişken Büşra’nın iç mimarlık tarifinin başarısız olması üzerine bir arkadaşın tabiri ile Superman gibi uçmakta olan bulut kümesine bakıp “Siz minibüs yolunu takip edin. Bulursunuz.” gibi yarı şuursuz bi cevap verdim. Bir embesilin dahi kolaylıkla anlayacağı yol tarifimi idrak edememiş bu iki balta sapına defahatle yolu tarif etmem sonucu yaklaşık 5 dakika kadar hem ağlayıp, hem de İzmit’i anlatma çabam en sonunda Büşra’nın bana şu soruyu sormasına sebep oldu:

Senin hiç ağlarken yol tarif etmişliğin olmuş muydu, Gwen?

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi , ,

Dec
6

Zeytin ağacı

Kentten bile bile izole edilmiş bir fakültede okuyorsanız ve bahardan kalma bir gün yaşamaktaysanız; şüphesiz yapabileceğiniz en iyi şey karnınızı bira ile şişirmektir.
Biz de bu bahardan kalma bir günü değerlendirmek için bu harika fasalite içerisine girmiş bulunduğumuz esnada eşlik ettiklerinde Daltonlar gibi gezdiğim ekürülerimiz aslında birer akıl hastası olduğunu fark ettim. Zira girdiğimiz Tekel Bayii’nde satıcı tezgahın üstündeki biraları işaret ettiği esnada bakmak için kafamı uzattığımda kesif bir osuruk kokusuyla karşılaştım.
Olayın şokuyla ne olduğunu idrak edememişken kokunun yoğunluğundan şuurum gitmiş bir şekilde “Hanginiz yaptı lan bunu!?” diye sormuşken At Dilara’nın “Ben!” demesinin hemen akabininde Nuran Hanım’ın “Ay, ne münasebet canım. Kimse benim osuruğumu üstüne alamaz!” cevabı ile iki insanın müthiş senkronize ve son derece empatik bir şekilde osurmuş olması ve “Kara Murat benim!” tipi ucuz kahramanlıkları beni benden almış oldu.
Biraz da olsun oksijenle beynimi temizlemek amacıyla kendimi dışarı attığımda gülmekten yüzünde tüp patlamış misali kızarmış Büşra ile karşılaştım ki o esnada kendisi onca kokunun üstüne sigara içiyor olmasından mütevellit içerde birimiş olan metan gazının sigarayla etkileşiminden dolayı infilak edebileceğimiz fikri geldi bir anda aklıma.
Keyif yapmak için gittiğimiz mekana doğru yol alırken Nuran Hanım’ın “Ay benim burnum hiç koku almıyor. Köpek gibi koku alıyorsunuz, kızım. İnsan kendi osuruğunu koklayamayacaksa yaşamanın ne anlamı var ki!” tespiti beni yaşamın anlamı üzerinde düşünmeye iten son nokta olmuştu son zamanlarda…
Sonra hakikaten hayatın ta kendisi düşündüm bir an. Duraksadım. Hayatın anlamı dedikleri şey neydi ki benim için? Sonra kendimi çevremde olup bitenin hareketine ve hareketin içindeki sakinliğe ve hatta durağanlığa bıraktım kendimi…
Kadınca şeylerden söz ettik. Kadın salaklığıyla konuşup, kadın içtenliğiyle birbirmizi kucakladık. Kadına has bir anlayışla birbirmizin gözlerinin içine bakıp kadına has bir anaçlıkla birbirimizi anladık. Çok güldüm ama az düşündüm o gün…
Ordaydım. Denize karşı, birçok heykelin olduğu bir bahçede bir zeytin ağacının altında oturdum. Zeytin ağacıydı ki barış getirsin diye… Az düşündüm ama düşündüğüm zamanlarda da onu düşündüm. O ise, “hayatımın kadını” dediği kadından bir başka kadına “kadınım” demekle meşgul idi…

Göğe Atılan Bakış , , ,