Aug
20

Genetik bu

Bir kış günü çılgın bir ilkokul öğretmeni, san’at aşığı olan bizleri ücretsiz ders eğitim verdiği vakıfa götürüp birbirinden yetenekli çocukların resimleri gösterirken bir terslik olduğunu sezmiştim. Orası biribnirinden pırıl pırıl çocukların eğitildiği bir vakıftı mamafih içeride eşşek ölüsü gibi bir koku vardı. Japon Bey’le anlamsız gözlerle birbirimze bakıp Fulya ve Devrim’e durumu çaktırmamay çalışırken içimden “Yine osurdu ya bu adam.” diye sayıklamaktaydım.
Tam bu esnada Japon Bey de “Ben ter mi kokuyorum lan!?” diye geçirip terin bu kadar acayip kokmasının sebebinin dün akşam yediği üç tabak dolusu pilav yüzünde mi, yoksa onun üzerinde serpiştirmiş olduğu altı kepçecik pastırmalı kuru fasulyeden mi kaynaklandığını düşündüğü esnada birden bu buram buram kültür kokan ve daha sonradan bu koku üstüne eşşek ölüsü kokusu sinmiş olan eğitim yuvasına bu kokuyu ellerimizdeki taze soğan, pırasa, brokoli, karnabahar, salatalık dolu poşetlerle taşıdığımızı farketmiş bulunduk.
Genç öğretmenin kibarlığından mıdır, yoksa gecenin geç saatine kadar orda çalışmanın verdiği açlıktan mıdır çözemedik fakat ağzını açıp tek kelime etmemişti.
Yapmış olduğumuz “eğitim yuvasına taze soğan eşliğinde teşrif etme” denyluğunu henüz içimize sindirememiştik ki; yine kültür ve eğitim dolu gezintimizde sahafı baştan aşağı soğan kokularına boyayıvermiştik. Sahafın “ne alırsan 50 kuruş, 1 TL.” kampanyasının olduğu bir gün, içerisi tıklım tıklım doluyken bu denyoluğu yapmış olmamız ortamı ziyadesiyle şenlendirmiş olabilir fakat kendi denyoluğumuzu oturup düşünmemiz gerekliliği açısından bizim için büyük bir adımdı.
Tam da bu salaklıklara gülüp geçmişken geçtiğimiz hafta rapor almak vesilesiyle evimin yakınındaki Halk Sağlığı Merkezi’ne gittiğim esnada annemin kaşla göz arasında yok olduğunu farkettim. Raporumu almak için görevlinin masasının önünde bekliyorken geçmişten gelen, çok tnaıdık bir koku ile irkildim. Gözümü kapıya diktiğimde Halk Sağlığı Merkezi’ne hemen binanın yanında kurulmuş olan pazardan bol taze soğanını ve yeşilliğini kapıp gelmiş annemi gördüm.
İşte o vakit, taze soğan ve devlet kurumları arasında kurmuş olduğum bu derin bağ bir tesadüf değil…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi , , , ,

Aug
10

18 dakika

Başlığından bakıldığında Stephen King eli değmiş korku filmi öğesi izlenimi yaratan durum esasında tamamiyle benim kokulara düşkünlüğümle başladı. Her temizlikle kafayı bozmanın ötesine geçerek her akşam evine geldiğin kapısını açmasıyla evinden yayılan o mis kokuların ciğerlerine dolmasıyla mutlu olan her sapık kadın gibi ben de oda parfümlerine hayranlık besliyorum. Zira içlerinde en sevdiğim de zaman ayarlı bomba tadında zamanı geldiğinde etrafa salıverenlerdir ki beni yormadan vakti geldiğinde beni mutlu ederler.
Öte yandan bu zaman ayarlı mis kokulu bombaların ne kadar sinir bozucu şeyler olabileceğini birkaç gecedir salonda uyurken farkettim. Vakt-i zamanında “Yastığa bir karış kala uykuya dalmış olurum.” insanlarınan iken şu sıralar aklımın karmaşasından dolayı biraz uyku güçlüğü çektiğim bir gerçek fakat uykum, 18 dakikaya ayarlanmış otomatik oda spreyiyle senkronize şekilde geldiğinde hiç de hoş olmayabiliyor.
Zira 18 dakikada bir tam uykuya dalacakken “Pııııısssst!” efektiyle beraber sıçrayarak narenciye kokuları içinde uyanmak hiç de hoş olmayabiliyor…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi ,