May
9

Çorap yanar

Dün gece son kez olup biteni ve yollar ayrıldıktan sonra yapmamız gerekenleri konuşmak için bir araya geldik. Bana sarıldığı anda fark ettim ki benim asıl olmam gereken yer orasıymış.
Eskiden kalma, tanıdık bir umutla başladım güne ve sabah uyandığında ilk aklına gelen şey sevgilisi olan; ayrıca bundan mütvellit yüzünde aptal bir gülümseme olan her kadın gibi uyanır uyanmaz gün içerisinde gerçekleşecek görüşmeye nasıl hazırlanacağımı kurgulamaya başladım.
Her düşündüğü başına gelen bir insan olarak tam da boyunbağından sarkmakta olan olan ipi yakarken “Lan şimdi bu ipi ben yanlışlıkla çorabıma düşürürsem… 9.75 tela verdim bi’ de tam tamına.” diye geçirirken yakmakta olduğum ipin bir diğer ucunun artık yerinde olmadığını farkettim.
Sallanmakta olduğu boyunbağının köşesinden bir adet kibritle alev alev yakılmasından ötürü umarsızca boşanan ipi düştüğünü tam tamına 9.75 TL saydığım gülkurusu rengi çorabımın üstüne düştüğünü bacağımda hissetmiş olduğum o tatlı sıcaklık ile hissettim. Bir itfaiyeci çevikliği ve soğukkanlılığıyla tutuşmak üzere olan çorabı söndürerek derin bir nefes çektim.
Çorapta oluşmuş olan kuş gözü büyüklüğündeki deliğin bisiklete binerken büyüyerek topuğumdan kıçıma kadar kaçmamasını arzu ederken bir yandan da deliğe bir adet ten rengi oje ile ilk yardım yaptım. Tedirgin bir şekilde bisiklete binerken Japon bey’in gözlerini benden alamadığı yalanıyla kendimi avuttum ki adamın bisiklete binerken gözlerini ne kadar benim üstümde tutacağı ise malumdur…
Kilotlu çorap denilen aksesuar ile pek arası olmayan hatta her giydiğinde ya çorabı patlatan, kaçıran ya da yakan bir kadın olarak şunu tespit ettim: Ne kıl tüy yoldurma, ne kuaförde geçirilen onca işlem; kadınlar için en büyük işkence kilotlu çoraptır. Hatta ve hatta kilotlu çorap, çağın vebasıdır…

Bir Sevda Masalı , , ,

May
7

Böğürtlenli Reçel

Hiç bitmeyeceğini düşünmüştüm. İnsanım ve zaten öyle olmak zorundayım. Bu yüzden yanıldım.
Şimdi yolları ayırma vakti… Nereye gideceğimi bilmesem de; sırtımı güvenle ona yaslamaktan dolayı kendi ayaklarım üstüne durmayı unutmuş olsam da kendi yolumda yürüme zamanı…
Kahve keyfimizden kalma fincanlar hala tezgahın üstünde; sarılarak uyuduğumuz yine aynı kanepe üzerinde senle geçen son geceyi aratacak bi huzursuzluk hakim. Belki bir daha aynı huzuru hiç bulamayacağım ve burnumda hep aynı koku ile viran eylenmiş şu hayatımda gayesizce hep o huzuru arayacağım. Bu saatten sonra umurumda değil.
Benim bütün derdim kendimle. Pamuk ipliğine bağlı şu hayatımın etrafını koza misali örmeye çalışıyorum. Onu da buna dahil etmeye çalıştım ama olmadı.
“Zaman herşeyin ilacıdır ve sandığından daha da hızla akıp gider” dediler; zira bu hızda hareket etmeye mecalim yok…

Bir Sevda Masalı , ,