Apr
13

Özgür karı

Nil Karaibrahimgil’in bize pompalamış olduğu sırtına çantasını vurmuş diyar diyar gezen; tavuğu, eşşeği, öküzü, en som olarak da oğlanın birini ardına takan özgür kız imajı bir kenara dursun; gece vakti sokakta tek başıma gezdiğimde kendimi çok özgür hissediyorum.
Neden olduğunu idrak edemiyorum fakat bahar ya da yaz aylarında sokaklarda kimseler yokken gezerken kendimi çok güvende, özgür ve huzurlu zannediyorum.

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi

Apr
7

Kesera serağ, vat evır wıl bi wıl bı

que sera

  1. Çocukken beni daha mutlu ve memnun edebilecek bir eğitim almayı kaçırdım.
  2. Çocukken apartmanda kendinden yaşça çok büyük insanlar arasında büyüdüğüm için yaşıtlarımı anlamaktan ve dolayısıyla iletişim kurmaktan yoksundum.
  3. Çocukken babamın bitmek bilmez ben-merkezciliği, hatalarını kabullenmeyişi ve agresifliği yüzünden yaralanmış olabilirim.
  4. Çocukken mimar olmayı hayal ederdim.
  5. Çocukken tek başıma yaşamayı isterdim.
  6. Evimizde asla yeterli huzur olmadı.
  7. Çocukken daha fazla kendime zaman ayırıp oyun oynamaya ihtiyaç duyardım.
  8. Bir daha asla babamı babam olarak göremeyeceğim için üzgünüm.
  9. Yıllar boyunca annemin bütün haksızlıklara neden katlanıp yüzünde sahte mutluluk maskesiyle hayatına devam ettiğini merak ettim.
  10. Zaman kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.

İstemeyerek yanıtlarını biraz nahoş verdiğim bu mimi pek sevgili çiçeğim Panikim manikim nanikim pasladı. Ben de Japon bey, Böcek, Esther‘e ortalıyorum. 

Mim yolladığım güzellere “Oynat Uğurcum!” şeklinde direktif verirken tüm sevenlerime ruhumun derinliklerine inmeleri için Sevtap Parman’dan Que Sera parçasını yolluyorum…

Mimimalist ,

Apr
4

ikea

Ikea denilen mucizeyle geç tanışmış Bursa ilinde yaşıyor olabilirim fakat bunu görmemişliğe vurup beş saat boyunca dolaşmak nedendir bilemiyorum. Bursa’nın güzide Özdilek’ine nikahla gerdek arası eğlenmesi amacıyla getirilen gelinleri ve damatları parmakla işaret edip kaba etleriyle gülen bir insan olarak haftasonu etkinliği olarak neden anneyle Ikea’ya gittim gerçekten bilemiyorum.
Herşeyden önce Ikea gezileri bir kahve bağımlısı olduğum için çok sancılı benim açımdan. 1.5 TL verilerek bardağını edinerek sınırsız kahve içilebiliyor. “Lan nasıl olsa sınırsız; bari içelim…” mantığıyla yaklaşık dört bardak cappucino, iki bardak sütlü kahve içiyorum ki bu gayet dört aylık hamile kadın izlenimi yaratabiliyor. Ayrıca tuvalete gitmek için görevliden tarif aldığınızda “Okları takip ediniz.” tarifini alıyorsunuz ve uzun bir parkur sonrası son bıraktığınız noktaya geri dönerken sepete bir sürü eklenmiş oluyor.
Ayrıca Ikea’yı çekilmez hale getiren bir diğer faktör de ucuz olması… “A aaaa bu bi’ yetaleymiş. Bu da iki… At sepete at.” diyerek sanki dişi bir sırtlanın gelip elimizden kapacağı hissi içerisinde hızla sepete attığımız ürünler kasaya vardığımızda soğuk duş etkisi yaratıp yılın moda renklerinden olan mürdüm moruna çalmamıza sebep olabiliyor. Bugün de ucuzlukta olduğu için dizüstü bilgisayar masası aldım. “Laptoplar kısırlık yapıyormuş ayol! ehi ehi” bahanesini öne sürdüysem de Japon bey pek yemedi…
Bir de hotdog problemi vardır ki bir çoğunuz bunun farkında dahi değilsinizdir… Bir adet hotdog yanına bir adet kağıt bardak verilir ve dolayısıyla bir hotdog yanına kovalar dolusu kola içebilirsiniz. Öte yandan ben öyle takıntılı bi insanım ki tabağımdaki yemeği ve garnitürü miktarına göre böler ve aynı anda bitirmeye çalışırım ve bu yüzdendir ki tabağımdan biri “A aaa bunun tadı nasılmış ki?” deyip bir parça tadına baktığında çıldırırım. İkea’da da bu sorunun bir benzeri oluyor. Kola ile hotdog aynı anda bitmiyor! Sinirleniyorum!
Uzun bir maraton sonrası elektrik direği büyüklüğünde yemiş olduğum kazıklardan sonra ağzımdaki acı tadı yok etmesi ümidiyle şu anda ordan almış olduğum Kahveli çikolataları yiyorum. Bana göre Ikea, evimizin herşeyi falan değil. Yuva yıkan kadın gibi sanki…

Fasalite ,

Apr
3

Süper hademeler

Fulya’nın sergisinin kokteylinde yardımcı olmak üzere Japon bey ile pazartesi günü İstanbul’a yola çıkmıştık. Japon bey’in trende pantolonuma salya akıttığı kısmı es geçerek terelelli ve Fındık Abla’nın harika ev sahipliğine vurguda bulunmak istiyorum…
Terelelli’yi adeta en son yerküre soğurken görmüştüm; dolayısıyla özlemiş olabilirdim fakat ibneliğimden belli etmedim. Kendisi görüp görülebilecek en doğal sarışın zekasına sahip insanlardan biridir. Gönüldaşımdır; bayırgülümdür. Ekmeğini taştan çıkarıp koca parası yiyeceği günlerin hayalini kuran hiç büyümeyecek bir kız çocuğudur. Ayrıca kendisi ebatlarında iki erkek kedi ile ev arkadaşlığı yapmaktadır.
Fındık Abla’nın ise adı üstündedir. Fulya’nın ablasıdır mamafih hepimizin annesi olmuştur. Boğaza nazır dünyanın en şirin evinde oturmaktadır. Evi de kendi gibi Fındık’tır. Ses tonu ve gülümsemesiyle insanların içini ısıtıp gevşeten yegane insanlardan biridir.
Ev sahiplerimiz böylesine harika insanlar olunca biz de serginin kokteyline bomba gibi giriş yaptık. Servis yapacak elemanların beyaz gömlek ve siyah pantolon giymesi zorunlu olduğundan dolayı Japon bey ile magandavari pantolon ve gömleklerimizi giydik. Ayrıca Japon bey’in kokteylde giydiği ayakkabıları beni benden almıştır; o sivri burunlarıyla adeta Karadeniz pidesine benziyordu.
Bütün gece kostümlerimizle etrafta elimizde tepsiler, şarap kadehleri, kanepelerle koşturduk. Dirseklerime kadar zeytin ezmesine batmışken sıfatım, omzumda sarı scotchbrite bezden pelerinim, ellerimde yeşil vanilya kokulu bulaşık eldivenlerim, gözümde kaynak gözlüğü ve göğsümün üstünde kocaman bir H ile canlandı. Kendimi uçabilen süper bir hademe gibi hissettim.
En çok da ben delicesine kanepe hazırlamaya çalışırken bize yardım vaadinde bulunan arkadaşların salamlı sandviç eşliğinde şaraplarını yuvarlamaları anlarında kendimi hademe gibi hisettim…

Fasalite , , , ,