30
Bir simit diliyorum, Tanrı’dan insanlara2
Emekçi Bayramı olgusuyla yeni yeni tanışacak biri olarak bu günü öğrencilerin “Cumayı da birleştirdik mi al sana üç gün tatil!” işlevselliği ile kullanacağından bihaber durumda bugün Bursa-Eskişehir asfaltı üzerinde tam üç saat boyunda otobüs bekledim.
Otobüsün birinde yer bulup sevinç gözyaşları içinde yerime otururken sırt çantamın ve Lumen’in kafesinin sırtımda ve omzumda yaratmış olduğu ağrıdan kurtulmanın yarattığı umursamaz tavır zamanla yerini açlığa bıraktı.
O vakit farkettim ki otobüse binme arzusu ve buna vakıf olamama olayına o kadar kanalize olmuştum ki sabah Japon bey’le yaptığımız bir buçuk (yazıyla 1.5) simidin keyfinden bu yana birşey yemiyordum mamafih midemi ihmal etmekteydim.
Otobüs bulmaya kendimi o kadar odaklamıştım ki gelecek olan otobüsün nasıl olduğu beni pek de enterese etmemekteydi. Demem o ki, otobüs Iğdır istikametinden memelekete doğru gelen bi otobüs olabilirdi; sıradan araçlarda “Lütfen cep telefonlarınızı kapatınız ve koltuklarınızı dik konuma getiriniz.” şeklinde anonslar yapılırken bu araçta “Lütfen ayakkabılarınızı çıkarmayın ve kuruyemişlerinizin kabuklarını yerlere atmayınız.” olabilirdi; otobüse keskin bi peynir kokusu da hakim olabilirdi fakat o saatten sonra otobüsle A şehrinden B şehrine gitmeyi amaç edindiğimden bunun pek bir önemi yoktu.
O durumda benim için önemi olan tek şey vardı ki o da karnımın açlığıydı. Çantamdan çıkarıp yemeğe koyulduğujm sabah keyfinden kalma susamlı yarım simit nihayetine erdiğinde torbanın dibinde kalan susamları parmağımla toplayıp yemeğe çalışırken kendime nasıl acıdığımı tarif dahi edemem.
İşte o derin ve elemle karışık kendime acımadan mütevellit, “Bir melek diliyorum, Tanrı’dan insanlara. Aç, susuz, yuvasız…” diyerek kollarını dağa, taşa karşı iki yana açmış bir Rafet el Roman misali otobüsün içinde Bursa’nın dağına, taşına karşı kollarımı açmış yarım bir simit daha dilerken adeta kafamın üstünde Edison icadı bir ampul yandı.
Geçen hafta dedemin dudağının kenarında pis bir gülümseme ile çantama tıktığı çikolata ve jelibonlar geldi aklıma. Geçen hafta bunu yaptığı vakit dedemin çıldırmış olduğunu düşünürken top şeklindeki çikolataları ağzıma üçerli beşerli tıkarken dedemin huysuz ihtiyar imajının altında yatan hala çocuk kalmış yanına hayranlık besledim…
Not: Hiç bir keyif, sevgiliyle beraber şehrin işlek caddelerinden birinin banklarının üstünde yağmur altında mataradan bardağa boşaltılan sıcak kahve eşliğinde yenen simit – üçgen peynir keyfinin yerini tutamaz. Teşekkürler sevgilim…
Göğe Atılan Bakış çikolata, japon, seyahat, yemek








2 Höykürük
Caponizma
ahaha canım benim ben seni beslerim o kadar susam avına çıkmana gerek yok be yavrum, ama bu acılı anlatımın nedense canımı simit çektirdi şu sabah kahvaltısı sefası yapsam mı düşünceleri geçerkene kafamdan:D
gwen + cats
@caponizma : acılarım sefahat malzemesi olmuş resmen
Höykür