Apr
30

Bir simit diliyorum, Tanrı’dan insanlara

Emekçi Bayramı olgusuyla yeni yeni tanışacak biri olarak bu günü öğrencilerin “Cumayı da birleştirdik mi al sana üç gün tatil!” işlevselliği ile kullanacağından bihaber durumda bugün Bursa-Eskişehir asfaltı üzerinde tam üç saat boyunda otobüs bekledim.
Otobüsün birinde yer bulup sevinç gözyaşları içinde yerime otururken sırt çantamın ve Lumen’in kafesinin sırtımda ve omzumda yaratmış olduğu ağrıdan kurtulmanın yarattığı umursamaz tavır zamanla yerini açlığa bıraktı.
O vakit farkettim ki otobüse binme arzusu ve buna vakıf olamama olayına o kadar kanalize olmuştum ki sabah Japon bey’le yaptığımız bir buçuk (yazıyla 1.5) simidin keyfinden bu yana birşey yemiyordum mamafih midemi ihmal etmekteydim.
Otobüs bulmaya kendimi o kadar odaklamıştım ki gelecek olan otobüsün nasıl olduğu beni pek de enterese etmemekteydi. Demem o ki, otobüs Iğdır istikametinden memelekete doğru gelen bi otobüs olabilirdi; sıradan araçlarda “Lütfen cep telefonlarınızı kapatınız ve koltuklarınızı dik konuma getiriniz.” şeklinde anonslar yapılırken bu araçta “Lütfen ayakkabılarınızı çıkarmayın ve kuruyemişlerinizin kabuklarını yerlere atmayınız.” olabilirdi; otobüse keskin bi peynir kokusu da hakim olabilirdi fakat o saatten sonra otobüsle A şehrinden B şehrine gitmeyi amaç edindiğimden bunun pek bir önemi yoktu.
O durumda benim için önemi olan tek şey vardı ki o da karnımın açlığıydı. Çantamdan çıkarıp yemeğe koyulduğujm sabah keyfinden kalma susamlı yarım simit nihayetine erdiğinde torbanın dibinde kalan susamları parmağımla toplayıp yemeğe çalışırken kendime nasıl acıdığımı tarif dahi edemem.
İşte o derin ve elemle karışık kendime acımadan mütevellit, “Bir melek diliyorum, Tanrı’dan insanlara. Aç, susuz, yuvasız…” diyerek kollarını dağa, taşa karşı iki yana açmış bir Rafet el Roman misali otobüsün içinde Bursa’nın dağına, taşına karşı kollarımı açmış yarım bir simit daha dilerken adeta kafamın üstünde Edison icadı bir ampul yandı.
Geçen hafta dedemin dudağının kenarında pis bir gülümseme ile çantama tıktığı çikolata ve jelibonlar geldi aklıma. Geçen hafta bunu yaptığı vakit dedemin çıldırmış olduğunu düşünürken top şeklindeki çikolataları ağzıma üçerli beşerli tıkarken dedemin huysuz ihtiyar imajının altında yatan hala çocuk kalmış yanına hayranlık besledim…

Not: Hiç bir keyif, sevgiliyle beraber şehrin işlek caddelerinden birinin banklarının üstünde yağmur altında mataradan bardağa boşaltılan sıcak kahve eşliğinde yenen simit – üçgen peynir keyfinin yerini tutamaz. Teşekkürler sevgilim…

Göğe Atılan Bakış , , ,

Apr
27

Bir diyet türü olarak yolculuk

İtiraf etmeliyim ki meteorologlar haftasonu için “Balkanlar’dan gelen soğuk hava, vız gelip tırıs gitmeyebilir.” şeklinede demeçlerin altına imza atmış olsalar da onları pek kaale almayıp yolculuğa çıkarken konvers giymiş olmam pek aklı selim bir davranış değildi.
Konversler zaten çakma idi. Aklirik boya ile sağını solunu boyayarak Doğan görünümlü Şahin havasına soktuysam da bu balkanlardan gelen meşhur soğuk havaya karşı adeta çıplak ayaklı bir yerli gibiyim…
Hal böyle olunca üşüyen ayaklar, anlayamadığım bir etkileşim sonucu midemizi üşütmemize sebep olabiliyor. Kaçınılmaz olarak tüm gün boyu tuvalete doğru defalarca kez şeref turları atılabiliyor.
Sanırım bir günde iki kilo vermenin mucizevi formülünü keşfettim fakat bolca kaybetmiş olduğum katı sıvı ve gazdan (ve hatta plazma) dolayı damacanalar dolusu meyve suyu içmek istiyorum.

Not: Yolculuklar esnasında yapmış olduğum bir miktar kitap ayracım var. Arzu eden kişilere bunları yollayacağım. İletişin…

Göğe Atılan Bakış , ,

Apr
24

Semiz

Son bir senedir çok kilo aldığımın farkındayım. Hatta yılbaşı arifesinde almış olduğum füme rengi pantolonun sırf bu yüzden bol kesimden dar kesime geçiş yaptığının; annemin almış olduğu pijamanın altının artık üzerimde tayt gibi durduğunun farkındayım.
Annem, bugün bana bakıp “Kıçın küçülmüş, dana.” şeklinde kompliman yaparken “Ehi ehi. Sıkılaşmışımdır.” şeklinde bir tevazu örneği de göstermiş olabilirim fakat içten içe, yana yakıla annemin dediğinin gerçek olmasını arzu etmiş olabilirim.
Ama hiç mi insafın yok ulan!?
Bisiklet aldım. Tam 75 TL saydım ben ona. Yetmedi bir de jantları için alengirli süslerden aldım. Öptüm; kokladım; bağrıma bastım.
İnsan bir kilocuk da mı vermez, lan!?

Höykürük ,

Apr
21

Anne düzeni

Yavaş yavaş anneme benzemeye başladığımı farkedeli çok olmadı. Zamanla annemin en eleştirdiğim ya da dalga konusu yaptığım huylarının bende de yer etmeye başladığını hayretle izliyorum; yeri geldiğinde içimden söküp atasım gelse de farkında olmadan yapıveriyorum.
Öte yandan bütün bunlar benim te göğrümün derinliklerine işlerken halen annemin düzen, tertip ve temizliği konusunda algılayamadığım noktalar var. Halen annemin etrafta dağınıklık yaratan ıvır zıvır eşyaları yerleştirme konusunda fikirsizim.
Örneklemek gerekirse; masamın üzerinde durmakta olan ve dolayısıyla dağınık bir görüntü çizmeyi başaran kağıt bantı ya da kitap lambasını konulması gereken yerin kalem çekmecesi mi, yoksa el işi kutusu mu olduğunu uzunca bir süre düşündükten sonra koyacak uygun bir yer bulamadığımdan dolayı masanın üstünde durmasının daha doğru olacağına karar verebiliyorum. Ben ki bu kadar dağınık olmama rağmen çılgıncasına eşyaları kategorilerine göre ayırarak düzenleme ilkesine can-ı gönülden bağlıyken bu evi annem düzenleyecek olsa kitap lambası kap kacağımı sakladığım dolaptan, kağıt bantı ise battaniyeleri sakladığım yüklüğün içinden çıkabilir. Annemin düzenleme adına edinmiş olduğu bu ilkeyi çözümlemek istiyorum.
Yılbaşında geldiğinde “Zaten benim de çok temizlik yapacak halim yok. Bi’ süpürürüm; bi de viledayla temizlerim” yalanıyla beni ağına düşürdükten sonra evin dört duvarı dışında her şeyin yerini değiştirdi ve o gün, bugündür ben fotoğraf çekimlerinde fon olarak kullandığım metreler boyu uzayıp giden kumaşı arıyordum. Dört aydır süren hasret dolu arayış bu gece kanın beynime çıkmasıyla sonuçlandı. Keşke birisi evimdeki tekli koltuğun yanında duran çek-yat misali yatıralabildiği ve altta da bir adet gizli bölmesi olduğunu söyleseydi. Bu keşfi benden önce annemin yapmış olması çok trajikomik…
Sanırım anne düzeninin sırrı, biz kadınların çocuk doğurmadan önce ahkam keserken işiterek göt üstü oturdukları “Anne olunca anlarsın!” cümlesinin içinde…

Domestik Atraksiyonlar ,

Apr
16

la bicicletta

İki gün önce Japon bey, “Atölyeye bununla gideriz. Hem yağlarımız da erimiş olur” vaadiyle kandırarak bisiklet almama sebep oldu. Düz yolda bile sarsakça yürüyen biri insanken şimdi Bisan Mountain Cat sayesinde adeta evrimleşmemiş bir dağ kedisiyim.
Ben ki yolda yürürken dahi arabalardan ürken biri insanımdır; Japon bey sayesinde 10 senedir hiç bisiklete binmemiş ve bu süreç içindeki tek bisiklete binme girişimi de bir öğretim görevlisinin arabasına toslayıp kaçmakla sonuçlanmış bir insan olarak daha ilk günden karmakarışık trafiğin ortasına atıldım.
Küçükken BMX’imle sadece sadece kavuncu, karpuzcu, patatesçinin haftada bir uğradığı arabası dışında hiç taşıt geçmediği köylük yerde bisiklete bindiğim düşünülürse kendi adıma ne de büyük bir atılımı gerçekleştirdiğim anlaşılabilir.
Kendimi üniversite okumak için İstanbul’a Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş, yüzü gözü açılmamış saf köylü kızları gibi hissediyorum…

Sevinç Gözyaşı , ,