14
Su çirkindir1
Ben hiç su içmem. İçmem dediysem hakikaten hiç içmiyorum. Zaten tadı da hiç güzel değil. Sürekli olarak sıvı ihtiyacını çay, kahve, gazoz, meyve suyu tüketerek gideren ve sebeple 45 yaşında iken ön dişlerinin gedik olacağı gerçeğinin altına imza atmış bir insan olarak evime en son ne zaman şişe ile su aldığımı hatırlamıyorum. Sanırım hiç bir zaman almadım zira evime şişe ile girmiş olan su, benim evimde birkaç günlüğüne götünü serecek olan misafirin susuzluktan kuruyup bitmesine isyan olarak misafir tarafından alınmış olandı…
Zira bu günlerde suya karşı değişik şeyler gelişti içimde… Ömrü billah susuz kalmaya bünyem isyan ettiğinde midir; yoksa öle yazdığımdan mıdır bilemiyorum fakat kilometrelerce yaylalarda koşturup daha sonra yalağın başında soluklanmaksızın su içen camışlar gibi su içiyorum.
Bardak bardak, damacana damacana, kova kova…
10
Kokulu mendil
Günlerdir hastayım. Japon bey’in ebeveynlerinin Balkanlar’dan gelen soğuk hava yüzünden üşütmesi sonucu Titan saadet zinciri misali birinden bir diğerine soğuk algınlığı aktarıldı. En sonunda da beni de bir örümcek misali ağına çekerek kendine yem etti.
Ne zaman hasta olsam öle yazmış gibi davrandığımdan huysuz, çekilmez bir insan oluyorum. Adeta popomdan yapıştırılmışcasına koltuğuma oturup altıma işeyene ya da açlıktan bayılana kadar kalmıyorum. Çevremde duyacak kimse olmasa bile bir ritüel misali “ay, ıh” sesler çıkarıp burnumu çekiyorum.
Hal böyle olunca Lumen’i de ihmal ediyorum. Kaçan kovanlanır mantığıyla bu yakışıklı erkeği ihmal ettiğim için kendisi de beni ilgiye boğuyor bu gibi durumlarda.
Evimin erkeği bütün gece durup dururken “nanneeeeğm” diyerek koşup öpücüklere boğup kaçtı. Az önce tam burnumu silip mendilimi koltukta yanıma koymuştum ki sevgiye boğdu beni kuzu. Mutluluk sarhoşu olmuştum ki burnumun aktığını fark ettim. Koltuktan mendili alıp sildiğim esnada Lumen’in beni öperken o beyaz taşşaklarını mendilimin üstüne koymasından mütevellit mendilden gelen kesif çiş kokusuyla burnumun direğini hissetmem bir oldu.
Anladım ki burnum koku almaya başlamış. İyileşiyorum…
9
Bolero giymiş gidiyorsun, bana veda ediyorsun
Daha önceden de bahsettiğim üzere, yine çok sancılı bir otobüs yolculuğuyla Cuma günü Bursa’ya gittim.
Müzik dinlemenin verdiği korkunç sancıdan usanarak daha değişik şeyler denemeye başladım. Artık Güneş’te kalmış camış misali otobüste uyumaya başladım bu aralar fakat onun da bazı sakıncalarını gördüm.
Şudur ki; artık uykum motorun sesiyle senkronize bi şekilde geliyor. Bu da şehirlerarası otobüsler dışında şehiriçi taşımacılık yapan otobüs, tramvay, el arabası gibi her türlü araçta da uyumama sebep oluyor.
Uyurken cama kafa atıp yumurtamı çatlatmanın yanı sıra, türlü çeşit problemlerle karşılaşmıyor değilim. Herşeyden önce ben kükreyen bi insanım ki uyumak aslında benim neyime? Tam kafamın hafifçe yana düştüğü sırada ağzımdan çıkan horlama sesi ile kendime geliyorum. Bu noktadan sonra bolca burnumu çekiyorum ki insanlar aslında o sesin burnumdan geldiğini sansınlar…
Terminalden eve doğru yola çıkıp uyuyarak en son durakta indikten sonra aslında tüm haftasonu boyunca daha sancılı bir süreç bekliyordu beni. Anaokulundan beri tanıştığım ve ailelerimizin de o gün bügündür kaynaşıp sevişmesinden ötürü “haydi, hop” diye gaza gelip altlı-üstlü dairelere taşınmasından ötürü aynı zamanda komşum olan Murat beyler, Mayıs başında pek şirin nişanlısıyla dünyaevine gireceklermiş; hatta balayısı bile yapacaklarmış. Onlar en eşyası almak için geze dursun; annem, sanki ben evleniyormuşum gibi bütün alışveriş merkezlerini tavaf ettirdi. Bu karış boyunu geçmeyen, mürdüm üstüne kuş sıçmığı rengi 29 TL’lik bir bolero için bana bunu yaptı bu kadın…
Hayır, aslında bana koyan osuruk bir bolero için bu kadar gezmek değil ki… Düğünde giyeceğim elbise beyaz ama düğün benim düğünüm değil. Bari bu kadar gezdiğime değseydi. Bana koyan bu işte…
5
Sanat için soyundum
Birbirinden ünlü sanat tarihçi, sanat galerisi sahibi, restoratör ve koleksiyonerin katıldığı “Sanat ve Sahtecilik” başlıklı bir söyleşide Türkiye’de cumhuriyet sonrası dönem sanat tarihi konusunun erbabı olan kadının slaytları izlemek amacıyla söyleşi esnasında üç kez gelip kabak gibi en öne yerleştiğimizden yanımıza gelip oturduğu esnada midesi guruldayan Japon bey ve esnediğini gizlemek için çenesini kilitleyen şahsımın sanata ve sanatçılıya duyarlılığına hayranım.
Mamafih Japon bey’in kendisine de hayranım…
Not: Başlık tamamiyle rating kaygısıdır…
Fasalite japon, san'at3
C24
Gayet takıntılı bir insan olarak bazı alışkanlıklarımdan vazgeçemiyorum. Kuaförümü değiştiremem, bir kıyafeti sevdim mi kokuşana kadar giyerim ve kesinlikle bir parfümü beğendim mi onu değiştiremem.
Parfüm mevzusunda bu kadar takıntılı olmama rağmen öyle dingil bi insanım ki kullandığım parfümün adını bilmiyorum. D&P’ye girip C24 diyorum ve alıyorum. Aklıma sormak bile gelmiyor. Sonra birisi kalkıp bana parfümümün adını sorduğunda kakalak gibi kalıyorum.
D&P öyle osuruk bi site hazırlamış ki sitenin Türkçe arayüzünde C24 için bir isim yazıyor; İngilizce arayüzünde ayrı bir isim…
Daha önceden L14 kullanıyordum. Lancome’dan Myth adında bir parfümmüş. Lancome’un sitesine baktım ki öyle bir koku bulunmamakta. C24 için yazan isimlerde de parfüm yok.
Adamlar acaba götünden koku uydurup uydurup benim gibi enayilere mi kakalıyorlar? Resmen adamlar göt kokusunu mu sattılar bana? Bu C24 ne ya?






