Mar
31

Issız

IssızDoç. Dr. Nadide Karkıner’in “Fulya Ünal’ın resimleri gerçeklik ile özne arasındaki ilişkinin gerçekleştiği ara bir mekân olarak belleğimizde yerini alıyor. Ressamın resimlerindeki yalnızlık ve eksiklik iddiası ardımızda bıraktıklarımızı bir gün mutlaka geri dönüp arayacağımızı bize hatırlatıyor.” şeklinde tasvir ettiği günümüz genç sanatçılarından Fulya Ünal’ın Issız adlı resim sergisi 1-9 Nisan tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde tüm ilgililerin beğenisine sunulmuştur.
İlham perileri Fulya’nın aklında ilk kez uçuşmasından itibaren her bir tablonun gelişimine yakından tanıklık etmiş; ilk fırça darbesinden son fırça darbesine kadar izlemiş; atölyesinde boyasının ve tinerinin kokusunu içine çekmiş kişilerden biri olarak kendinize ayırdığınız zaman içerisinde Fulya’nın dehasının minicik bir parçasını görmenizi tavsiye ederim.

Hayatımızda bazı kişileri ve nesneleri hesaptan düşeriz. Hesaptan düşen ise devre dışı kalır ve onu ardımızda bırakırız ya da bıraktığımızı sanırız. Daha sonra hayatın anlamını aramak için dışarıda bıraktığımız kişiler ve nesnelerin peşine düşeriz.

Fasalite ,

Mar
28

Gwen et les garçons

Japon bey kendinden geçmişcesine internetten bilşeyler indiriyor. O kadar çok indirme yaptı ki “Acaba sınırsız internetin de bir sınırı var mı?” diye sormaya başladı bana… İndirecek film falan bulamadığımız durumlarda dizilere merak sardık.
Öte yandan bütün yakın tarihlerde yayınlanmış dizileri tükettiğimizde arayış içerisine girmiştim ki ergen bir birey olma yolunda ilk adımlarımı attığım vakitlerde izlediğim birkaç dizi aklıma geldi.
Her suratı mayın tarlasına dönmüş, ağzında diş teli, gözünde gözlüğü olan ve muhtemel öpüşme sahnelerinde annesi görmesin diye utancından kanalı değiştiren taze ergen birey gibi ben de Helen et garçons, Sweet Valley gibi tırt gençlik dizilerini izliyordum.
Özellikle Helene et les garçons, -hafif şizofrenik bir yaratıcı zeka ve hayalgücünden ileri geliyor olsa gerek- adeta kendimi içlerinden biri sanarak ve -her ne kadar gözlerimin hipermetrop olmasının da etkisi büyük olsa da- ekrana yapışarak izlediğim bir diziydi.
Dizide geçen fransız öpücüğü, seks ya da bekaret gibi kavramları anlamak için çok erken bi yaşta olmama rağmen seyrettikten sonra bu üniversiteli gençlerin ne kadar bohem olduğunu düşünürdüm. Tabii ki o zamanlar bohem kavramının da ne olduğunu bilmiyordum. O zamanlar “Vay be, ne kadar değişik bir hayatları var.” diyordum. Dizinin 90′lı yılların başında çekildiğini düşünürsek o zamanın bohem sayılabilecek hayatı şu anda türkü cafelere giden Şebinkarahisarlı kro kız kıvamına kaçıyor…
Dizileri buğulu bir camın ardından bakıyormuşcasına hatırladım fakat izleyip izlememek konusunda tereddütte kaldım. Zira salakça çocukluk anılarımı uyandırmak pek de istemiyorum.
Kararsızım…

Not: Altyazılarını arıyorum yine de…

Göğe Atılan Bakış ,

Mar
25

Uçan kadın

Pazartesi günü Japon bey ile Güzel Sanatlar Fakültesi’nde açılan ve fakültenin öğrencilerinin Paris gezisindeki gözlemlerini anlatan Paris sergisine gittik. Fulya ile önceden sözleştiğimiz halde bir türlü bulamadık. Haklı olarak bulamadık çünkü kendisi ne yerde idi, ne de gökte… Adeta çizgi filmlerde resmedilen üzerine çarşaf atılmış hayaletler gibi havalarda uçarak süzülüyordu.
“Bir dakika gelsene” dedi bana ki biz, rahat insanlar olduğumuz için böyle gizliden gizliye konuşmamız yoktur. İşkillendim. Koca yeşil gözlerini daha da çok açtı yanlız kaldığımızda. Pembe dudakları kulaklarına kadar adeta bir yay misali gerilmiş. Gözlerimin için baktı ve bir kadın olarak beni de can evimden vuran şu tek kelimeyi söyledi:

Hamileyim.

-Doğal olarak- bunun esasında bir kadına nasıl bir haz verdiğini bilemiyorum fakat ben dahi işittiğim ilk dakikadan itibaren zamanın donup, tüm mekanın bizim etrafımızda döndüğünü hissettim. Ben bu mucizevi olaya yakınen tanıklık edecekken kim bilir Fulya dakika dakika büyüdüğünü içinde hissedecekken neler düşünecek?
Çocuk doğurasım geldi.

Bir Sevda Masalı ,

Mar
18

Çar-Pa

Bugün bir kez daha idrak ettim ki bir erkeği hayata küstürmenin ya da kendinden tiksindirmenin en garanti yolu çarşamba pazarına götürmektir. Zira bu gibi yerlerde erkekler, evlerinde alıştığı kadın profilinin çok daha dışında manzaralarla karşı karşıya kalabiliyor.
Evlerinde erkeklerinin bir dediğini iki etmeyen ve mülayim bir ev hanımı izlenimi kadınlar, pazarda tezgahta birer katile dönüşebiliyor. Bir dedektif edasıyla tezgahın en derininden arayıp bulduğu pazen donu başka bir kadına -ki o artık başka bir kadın değil; bir rakiptir- kaptırmamak için rakibinin kafasını tek hamlede koparabilecek bir atmaca kadar yırtıcı ya da Erol Taş filmlerinde tavuk butu yiyen adamlar kadar vahşi olabilir. Buldukları fistanı karşı tarafa kaptırmamak, adeta bir yaşamla ölüm arasında ince bir çizgidir, savaştır.
Ayrıca bir kez daha kavradım ki mahalle teyzesi deyip geçmemek lazım… Pazenlerin yanında sergilenen tüylü, çıngıraklı, bol retro desenli ya da kırmızı dantelli kilot-sütyen kombinasyonlarına bakarsak geniş bir hayal gücü ve renkli bir cinsel hayatı var bu teyzelerin. Üstleri pişirdikleri kapuskadan dolayı osuruk gibi koktuktan sonra bunları giydiklerini düşünmek istemiyorum…

Fasalite , , ,

Mar
17

Deniz süngeri

Cemreler ota, boka düşerken ben baharın geldiğini kış uykusuna yatmış bir potuk kadar hareketli olmamdan anlıyorum. Takvimler, diğer insanlar için aşık olup koklaşma mevsimini gösterirken maalesef uçuşan polenler yüzünden arka arkaya 85 kere hapşırırken beynime kan gitmediğinden dolayı geçici şuur kaybından ileri gelen bir depresyon söz konusu ki bir deniz süngeri kadar tepkisiz olan bünyemi daha da tepkisiz hale getiriyor…
Yapmam gereken çokça işim var. Öte yandan ya “bu da bitti, bu da bitti” nidalarında ödevlerini atlatan ilkokul çocukları gibi savsaklıyorum ya da hiç başlamıyorum.
Bütün bu işlerim dururken mahalle arasında hardal sarısı el örgü hırkasını üstüne geçirip sokak arasında çekirdek çitleyen bir kadın kadar gayesiz ve duyarsız olmayı diliyorum.

Göğe Atılan Bakış ,