Feb
16

Ermiş abla

Japon beyler yeni bir daireye taşındılar gün itibariyle. Ben de ortalıkta dolaşmak ve yerine yerleşen kanepede uymak suretiyle kendilerine yardım ettim.
Taşınmanın ritüelllerinden biri olarak bulabildiğimiz en acaip lokantadan lahmacun yedik.
İnsanın yediklerinin çıkardığı gazın kokusu vasıtasıyla tespit edilebilmesi ne garip bir durum…
Sanırım saçım az daha beyaz olaydı, gaz çıkarma esnasında bariz bir şekilde koltuktan havalanmam yüzünden ermiş nine muamelesi görebilirdim…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi , ,

Feb
12

Hendo

Üzerimde pijamamla varoş mahallelerinin ev kızları misali oturuyordum. Şüphesiz ki boş vakitleri değerlendirmenin en iyi yolu dört dönümlük götü yayarak Esra Ceyhan’ın programını izleyip çıkan birbirinden ilginç konu ve konuklar eşliğinde kendini kültüre boğmaktır. Diyestisyenler, “beyimdir; sever de, döver de…” tespiti yapan telefon konukları derken elinden hiç o bırakmadığı Selpak’ı, beyaz sabunla çitileyip bir tarak vurup yayına geldiği saçları ve pullu elbisesiyle Kibariye geliyor…
Müthiş bir özgüvene sahip bir hanım olarak “Ben artık okumayı öğrendim. Lazım, kız, bi yerde tabii. Çocuk hasta oluyor, ilaçların üstünü okuyamıyorum.” diyor.
Takdir ve tebrik dolu sözler üstüne alkış gırla giderken “Size Hendo’yu okuyayım mı, anacım?” diye soruyor.
Düşünüyorum. “Hendo ne lan?” Durup düşünüyorum. Düşündükçe beynim duruyor. Durdukça daha düşünesim geliyor.
1.5 saat boyunca bekliyorum. Bekliyorum ki Hendo’yu söylesin.
Program sonunda Kibariye eteğini daha da uzun olması ümidiyle aşağıya çekeleyerek ayağı kalkıyor. “Anacım, ben bi tarak vurayım, bi de taç takayım. Kullanması kolay olsun.” diyerek mahalle berberine kestirdiği saçlarını savurarak Selpak’ını tuttuğu elin aksi eliyle mikrofonu kavrıyor ve o buğulu sesiyle Whitney Houston’dan Bodyguard’ı söylemeye başlıyor:

Hendo vil olveys lav yu…

Sevinç Gözyaşı

Feb
8

Baharatlısı iyiydi

Anneannem ve dedem çok şahsına münasır insanlardır. Kendime has olan über-çekilmez huysuzluğumun temellerimi onlardan aldığımı söyleyebilirim. Her emekli gibi onlar da 24 saat aynı evde olmanın verdiği iç sıkıntısıyla birbirlerine sardırır ki ortaya yeme de yanında yat kıvamında kavgalar çıkar:
Gecenin 11′inde çalan telefonun sesiyle irkilmiştik. İrkilmiştik çünkü özellikle bu saatlerde çalan sesiyle irkiliriz çünkü saat 10′dan sonra çalan telefonlarda “Bu saatten sonra acil birşey olmadıkça aranmaz.” mantığını güden annem huysuzlanır. İrkiltir…
Telefondaki ses, anneannemindi: “Hemen gelin.” dedi.
Anneanneme ye da dedeme birşey olduğu endişesiyle ve bu endişeden doğan stresten dolayı kakanın karnımızı sıkıştırmasıyla onlara gittik.
Gittiğimizde ikisinde de surat iki karıştı. Küsmüşlerdi.
Daha ne olduğunu anlayamamışken iki ayrı kase geldi önümüze. Ağzımızı bile açmaya fırsat bulamamışken gecenin kilit sorusu soruldu:
“Hangi zeytin daha güzel?”
Gecenin o saatinde sıcak evinden yürek pırpırlanması ile kalkıp gelmiş olmamızın aptallağını henüz atamamışken anneannem kavganın çıkış noktasını açıklayarak bizi nurlara gark eder:

Deden pazara gittiğinde bir kilo zeytin aldı. Ben yarısını limon ve zeytinyağlıyaptım. O ise, baharat ve zeytinyağlı yaptı. Bir türlü anlatamadım limonlunun daha güzel olduğunu…

Bir Sevda Masalı ,

Feb
5

Çokomel

ÇokomelMerhaba;
Ben Gwendolyn. Yirmili yaşlarımdayım. Eskişehir’de yaşıyorum ve ben bir Çokomel bağımlısıyım.
Çokomel’le ilk tanışıklığım Recep Amca’nın bakkalında gerçekleşti. Renkli ve pırıltı kağıtlarıyla gözümü alan çokomel kısa zamanda “Yemeğini yiyen çocuklara yemekten sonra çikolata var.” felsefesinin yılmaz bir bekçisi olan annem için bir kurtarıcı idi. Yemeğini yiyen semiz bir çocuk olarak kimi geceler yemekten sonra Çokomel ile ödüllendirildim. Şunu açıkça söyleyebilirim ki bu batağa girmemdeki en büyük pay anneme ait idi.
Ergenlik dönemimde ise Çokomel büyük bir dost olmuştu. Her zaman yanımda olan ve beni hiç üzmeyen bir dosttu o; ne zaman üzülsem, ne zaman mutlu olsam ona sarıldım ve sığımdım.
Önceleri tek tek yemek sonrası atıştırdığım Çokomeller giderek çoğaldı. sade ya da çilekli farketmeksizin -ben farkında olmadan- üçlü kutuydu, dokuzlu karton kutuydu derken çığ gibi çoğaldı.
Artık her bağımlının olduğu gibi bağımlısı olduğum şeyle mutlu olduğumu iddia ediyor; hatta ve hatta bunu asla gizleme ihtiyacı hisetmeksizin, adeta bunu ifşa edercesine tırnaklarımla düzleştirmiş olduğum pırıltılı ve renkli kağıtlarımı kitaplarımın arasında saklıyordum.
Bu bağımlılığı halen yenebilmiş değilim. Savaşıyorum… Helen mutsuz olduğumda ilk sarıldığım o… Ama inancımı yitirmedim…
İşte bu öykü, gençliğinin baharındayken pırıl pırıl bir gencin bir bağımlılığın ağına nasıl düştüğünün hikayesidir.
Bu bağlamda ailelere çok büyük görevler düşmektedir. Yavrularınızı sakınınız…

Pası böceğim verdi. Ortalayarak golü atmaları ümidiyle japonum, topraam aerom, ceset izleri ve esther‘e gönderiyorum…

Mimimalist ,

Feb
3

Pai janımsSsSs

Bir süredir tamamen amaçsız bir şekilde internette lamer diye tabir edilen kişilerin kullandığı yöntemlerle annemle konuşuyordum.
Kadın ne dese oldu jijims, pai janıms diyordum…
Yapmamalıymışım…
Geçen gece uyumaya hazırlanırken “iyi geceler” dedim. “Pai janıms” diye karşılık verdi…

Göğe Atılan Bakış