5
Yemekteyiz Gwen0
Öğrenci evinde nadir görülen durumlardan biri olan buzdolabında tencereler dolusu yemek bulunması olayına tanıklık etmeleri ve bunu kutlamak için Fulya ve Devrim bu akşam bendeydiler. Çeşit çeşit yemek bulmuş olmamızın ukalalığından olsa gerek Yemekteyiz tadında bir akşam yemeği yemiş bulunduk. Ayrıca bir çok forumda ya da feyçbuk gibi ortamlarda öğrenci evi gariplikleri ya da öğrenci evi icatları başlıkları altında incelenmek üzere Devrim turşu yerken içinden sosis turşusu diye birşey buldu. (o sosisi kahvaltıda turşunun içine kim düşürdüyse ağzına kuş pislesin.)
Bu her biri şahsına münasır çifti -ki kendileri alyans denen kelepçe ile birbirlerine geçtiğimiz yıl bağlanmışlardır- evlerine uğurladıktan sonra bulaşık dağını temizlemeye çalışırken kendimi evli gibi hissetmemden mütevellit aptal aptal sırıttığımı farkettim.
Bu çiftin kendine has güzelliğinden midir, yoksa tıpkı Medyum Memiş’in Ketoya vurduğu kötekten sonra peydah olan onlarca biyoenerji uzmanın ağzını yaya yaya anlatılan altının etkisi midir bilemiyorum ama bi yandan bulaşığı yıkarken bir yandan da “Evladım, annecim, burnunun bokunu yiyeyim yapma, yavrucum.” diye çığıracak, ardından da bir yandan bulaşıklı elini beze silerken bir yandan da kocasına kahve karacak bir kadın gibi hissettim.
Tam da bu hissiyatın orta yerinde bir telefon sesiyle irkildim ki ne irkilmek… Çalan telefonun melodisi, bir Nokia melodisiydi. “Ama benim Nokia telefonum yok ki” diye düşünürken çalan telefonu buldum ve açtım. Telefondaki ses, Fulyaydı. “İlk defa kendimi arıyorum.” dedi bana.
Soğuk ve karlı sokakta sevdiğin adamla el ele eve yürüme arzusu böyle birşeydir; koskoca çantanla beraber herşeyini unutup gidiverirsin…
4
Hayırlı evlat
Sabah annemi evine gönderip atölyeye doğru ilerlerken bir anda farkında olmadan korkunç bi içhesaplaşma içine girdiğimi gözü yaşlı halde uygun adım yürürken idrak ettim. Bir yandan sevgilisini yolcu etmiş ergen bir gözü yaşlı gençkıza benzediğimi ve insanların beni bu halde yolda gördüklerinde nasıl aptal bulduklarını düşünürken bir yandan da eşşek kadar bir insan olup hala bir baltaya sap olamadığımı düşündüm.
Annemin ömrü sürekli mücadele etmekle geçmiş. Önce okumak için mücadele, sonra eşinin sorumsuzluğu ve savrukluğuyla mücadele ve sonra da benim gibi aklı beş karış bi evlatla mücadele… Sanırım onun için en öldürücü darbe de yıllar yılı bir türlü hizaya gelememiş bir eşi hizaya getirmeye çalışmayıp adeta hiza olmuştur. Birçok kadının “Yavrum için kalanıyorum bunlara.” safsatası bir kenara tüm bunları seven ve daha da önemlisi sevilen bir kadın olduğu için yapmıştır ama bütün rüyaların bir sonu olduğu gibi bunun da sonu geldiğinde maalesef eşi adeta onda kalan tüm güzel hatırasını kirletmek için elinden geleni yapar. İşte bu noktada annemin mücadelesi başlamıştır; hayata tutunmak ve benimle yanyana ayakta kalabilmek için.
Yürürken öylesine düşündüm. Kaç yaşına gelmiş bir insanım ve hala bir halta yaramıyorum. Yanından yürüyüp geçerken dikkate bile almadığım minicik serçelerin bile benden daha değerli hayat gayeleri var. En azından bu soğukta bir kırıntı ekmek bulmak için canı pahasına mcadele ediyorlar. Bense hayata tekrar gelecekmişim gibi umarsızca zamanımı savurdum. Annem tüm imkanlarını benim için kanalize etmiş durumdayken zamanını israf etmiş, çeyrek asırlık ömründe hala bi boka yaramayan, bir meslek sahibi dahi olamamış bir evlat olarak çok yaraştım ona. (!)
Kendimi o kadar aciz ve küçük hissettim ki yürüdüğüm yolda adımlarımı minicik ayaklarla atar hale geldim adeta. Yol bitmek bilmedi. Sonra terkar düşündüm. Aslında o kadar da küçük ve aciz değildim. Güçsüz hiç değildim çünkü Tanrı’nın bana vermiş olduklarına sürekli olarak burun kıvırıp kendi seçeneklerimi yaratıyorum durmaksızın…
Gözlerim nemli olarak bir ekmek fırınına girip kurabiye alırken Azeri Kızı Günel çalıyordu. Ona gülmeye başladığımda ne kadar gamsız ve manyak bir insan olduğumu düşündüm bir an için. Sanki 1 dakika önce kendisini acımasızca eleştiren ben değildim.
Atölyenin kapısına geldiğimde gözlerimi sildim. Yüzüme bir gülücük kondurdum ve içeri girdim. Herşey yepyeni ve tazeydi o andan itibaren…
3
Selda
Üniversitenin ilk yılında üst kat komşum, iki tahtası eksik Selda adında kızcağızdı. Selda’nın iki tahtasının eksik olduğunu idrak etme noktam şudur ki; şehirdışında olduğumuz zamanlarda ihtiyaç duyulur gerekçesiyle vermiş olduğumuz daire anahtarımız olmadık zamanlarda kullanmaya başlamıştı. Öyle bir rahatlık içerisindeydi ki sıçıyor ya da işiyor olmama aldırış etmeksizin sinsice dairemize ve ardından tuvalete elinde bi adet tabureyle süzülerek karşıma oturup sohbet etmeye başlıyordu. O günler bilinçaltımda derin izler açmış ki artık tuvalete girdiğimde -evde misafir olduğu durumlarda dahi- tuvaletin kapısını kapatmayı mütemadiyen unutuyorum…
Domestik Atraksiyonlar apartman1
Yıl dönümü
Sanırım Hindu geleneğinde yıl dönümlerinden önce yapılan temizliğin eski yıla ait bütün kötüyü ve çirkini süpürüp yerine iyiyi ve güzeli bıraktığına inanılır. Yılbaşını yanımda geçirmek vesilesiyle annem gelmeden önce giriştiğim derinlemesine temizlik esnasında sürekli bunu düşünerek kendimi avuttum. Avuttum ki evi temizlemekten nefret ediyorum.
Öte yandan kendimi avuturken her yılın üstündeki tozu aldıkça bir sonraki yılın nasıl da ağır geldiğini fark ettim. Herkes blog ya da feyçbuk gibi muhtelif mekanlarda kelebekli, kalpli, pırıldılı, şıkırtılı arkaplanların üstüne fonda insanın içini neşe ve umutla dolduran oynak parçalar eşliğinde yeni yılda yapmak istediğim 10 şey ya da yeni yılda istedğim 10 hediye iyimserliğinde davranadursun ben sadece bir an önce Eylül ayının gelmesi taraftarıyım…
Ben de isterdim kedi miyavlamalarıyla oluşturulmış bir adet cingıl bels melodisi üzerine “Yeni yılda sevgi, dostluk, kardeşlik, bir adet Holga ve filtreleri, ayrıca 5 kilo verip Frida Kahlo’dan az hallice görünmek istiyorum.” gibi demeçler vermeyi ama olmadı. Olamadı.
Dün gece Sünger’deydik. İnsanlar umarsızca masaların üstünde umarsızca dans edip, birbirlerine sürtünerek dans ederken içlerinden hangilerini götürsem derdindeydiler. Onlar bu kadar hoyratça zamanını geçirirken ben gerzek gibi etrafa sırıtırken içimden ayları sayıyordum. Sanırım kafamın içine bi çip koymuşlar ve bu beni sürekli off konumuna getiriyor ve korkarım ki bu çip dediğimşeye kimileri beyin adını veriyor…
Sanırım küçük bir Bree Van De Kamp gibiyim…








