21
Dünyanın en tatlı şeyi3
İtiraf etmeliyim ki ben de etrafta görüp yadırganan, anlaşılmayan ve hatta salak yerine konan, kedisini çocuğu sanan kadınlardanım. Bu zat-ı muhteremin adı Lumen. Kendisi evimin erkeği olmakla beraber 4 haftalıkken geldiği evimde daha kanepeye çıkamıyorken olduğu gibi her yeri feth edip gayet ataerkil hegomonik bir iktidar kurmuştur. Sadece benim evimde iktidar kurmak yetmedi… Kedilere karşı fobisi olan annemi de baştan çıkartarak kendine aşık etti bu adam. Kaçınılmaz olarak annem de evine hükmetmesi için bir prenses buldu…
Kendisi ile aşkımız daha ilk görüşte başlamıştı. Kendisi yerde yatıp beyaz göbeğini göstere göstere dönmüştü ki o anda kafamda şimşek çaktı: “İşte bir erkekte aradığım şey bu ulan!” dedim ve o saatten sonra evimin erkeği olmasına karar verdim.
Kendisi de onu kucağıma aldığımda “Maauvouv vovovov!” gibi tepkiler vermişti ki bir kez daha aşık etmişti kendisine beni ama sonradan idrak ettim ki kendisi henüz bir öbek boktan bile küçük olduğu için kucağımı yüksek bulduğundan dolayı korkmuştu da bu tepkiyi vermişti…
Sonradan aramızdaki bu derin aşktan ileri gelen bir annelik durumu oluştu. Öyle derin bir sevgi besledik; öyle sevgiye boğduk ki birbirimizi evlenmeye çalışan gavur çiftler misali birbirmizin dilini öğrenmeye başladık. Kendisi mükemmel şekilde annem, mama ve ı ıh kelimelerini söylerek dilimizi konuşmaktadır. Ben ise onun anladığı dili konuşmak adına ısırarak oyun oynamayı öğrenmiş bulunmaktayım.
Şahsen ben gayet brutal bir sounda sahip insanımdır. Birçok kişiden benim için ilk izlenim olarak iceberg benzetmesi yapmıştır. Ayriyetten karizmamla ve moda ikonu olmamla (!) ortamlarda nam salmışmdır ama gel, gör ki ev halimiz hiç öyle değil. Gecenin bir yarısı ayağımın bir adet pembe, yumuşacık pati ile dürtülmesiyle kalkıp 15 adımlık evde önce Lumen, arkada ben kovalamaca oynayabiliyorum kendimi şaşırıp. Hastalıktan kırılırken ve hatta öle yazmışken Lumen göbeğini gösterdi diye yerinden kalkıp “Ooooooh! butlara bak butlaraaaaaaa. Meme mi bunlar?” şeklinde sevgi gösterilerinde bulunabilecek kadar kendimi kaybettiğim zamanlar da oluyor. Anneliktendir diyip kendimi aptallığıma karşı avutuyorum…
18
Kahraman anne
Durumun ne kadar vahim olduğunu göz ardı edersek aslında her anne gibi benim annem de kendi çapında bir komedyendir.
Geçtiğimiz günlerde Kahraman Şövalye isimli osuruktan bir film izliyorduk. Böyle şatolu, matolo; içindeki kadınların meşhur viktoryan dönemi kabarık etekli elbiselerini, erkeklerin ise Tan Sağtürk misali bütün götünü başını sıktırdığı taytlı şövalye kıyafetlerini giydiği bi filmdi…
Gözlerinin iyi görmemesinden ötürüdür ki hafif öne doğru eğilip sordu:
Filmin adı neymiş ki? Katil Balina mı yazıyor?
Beni nurlara gark ettiği an, o andır…
Sevinç Gözyaşı anne13
Mokornolu Çorba
Evim öyle soğuk ki ısınmak için soğuktan büzüşmüş dudaklarımla makarnalı çabuk çorba içiyorum. Soğuk günlerde çabuk çorba içmeyi seviyorum. Hem çabucacık oluyor, hem de psikolojik olarak ısınıyorum. Daha doğrusu ısındım diye kandırıyorum. Az önce bardağı masadan almak için elimi uzattığımda bardaktan yükselen dumaları gördüm ve hayranlık içerisinde çorbaya bakarak “Ohaaaa. Nasıl da dumanı tütüyor” dedim. Dedim demesine ama tüten dumanın bardaktan değil de bardağın arkasında duran tütsüden çıktığını anlamam çok zaman almadı. Bir anda bütün büyü bozuldu. Mayamda var salaklık sanırım…
Ayrıca koskoca Eskişehir’de bir tek benim sokağımda kalan bir öbekcik buz kütlesine bu sabah basmak suretiyle düşme teklifi atlatan bana moral alkışı istiyorum.
Sıradaki biloğ yazım, düşmekte olan Gwen’e çelme takarak yardım eden Japon bey‘e gitsin…
10
Sucuk geğirtir
İtalyanca kursuna gidiyordum ve bayramın hemen öncesinde ilk kuru tamamlamıştım. Kurs ile 3 kurluk anlaşma yapmıştık ve haliyle bayram ertesinde kurstan arayıp “canımız, ciğerimiz, filoloji gurusu Gwen hanım, gelin de 2. kura başlayın.” demelerini bekliyorum ki bu bekleyiş biraz fazla uzun sürdü. Biraz fazla sürmesinden huylanarak kursa gittim ki dersler çoktan başlamış. Çok popüler ve sevilen bir kişilik olmamdan mütevellit bana haber vermeyi unutmuşlar. “Ben nasıl olsa geçen dersleri kolaycacık anlarım.” diyerek gayet gerizekalılık örneği olan bir nevi özgüven göstererek sınıfın kaldığı yerden derslere devam etmeye başladım.
Ders öncesinde kantinde Japon bey geğirdiği esnada farkettim ki gün içerisinde yemiş olduğunuz yemekler için yayılan koku bir menü niteliğini taşımaktadır. Olayın vuku bulduğu esnada ya da en azından biraz sonrasında şunu da idrak etmeliydim ki o gün derse gelen tek kişi ben idim, hoca bir nevi özel ders yapacaktı ve ben de sucuk yemiştim…
Hiroşima’yı yıkan atom bombasının tahrip gücündeydim. Tuttum kendimi. Gözyaşlarım gibi içime akıttım…
7
Interrail ile Yurop
Dışarıdaki dondurucu soğuktan ve biraz da atölyede solumak zorunda kaldığımız tinerden ötürü Japon bey ve Fulya ile şimdiden önümüzdeki yaz için planlar yapmaya başladık. Ağustos ayının sonundan itibaren tamamiyle dengelerinin değişeceği yeni hayatım için hem bir hazırlık, hem de bir nevi hediye olacak bu…
On adım bile ötemde durmayan buzdolabına kadar gitmek için yarım saat civarı hesap yapan ve derin hesaplar sonucunda bir sünger kadar hareketli olduğumdan üşenerek yemek yemekten vazgeçen ben, Interrail denen şeyle koskoca Avrupa’yı gezmeyi planlıyorum… Gerçi tren saatlerine baktığımda gözüm korkmadı değil… Örnek vermek gerekirse İstanbul – Viyana arası 36 saat sürüyormuş. Yanılmıyorum değil mi? Şimdiden tasası düştü bana.
Ya trende kakam gelirse? Trende hiç kaka yapmadım ki. Ya terlersem? Ya sinirden kaşıntı tutarsa? Ya trende horlayan olursa? 36 saat sonunda gırtlağına kadar sokarım bacağımı. Şimdi ben alışveriş yapmasını seven insanım, umarım beğendiğim şeylerin hepsini taşıyabilirim. Sokaklarda yatmamız gerekicek sanırım. Ya hava umduğumuzdan soğuk olursa? Sürekli kullanmam gereken ilaçlar var. Ya bunları uyuşturucu madde zannederler de gözaltına alırlarsa beni? Korkudan bırak İngilizce’yi anadilimi bile unuturum ben.
Nostradamus’un bir nevi ilham perisi sayılabilecek anneannem bile bu kadar üretemezdi sanırım.
Kendime vermek istediğim bu hediye çok iyi gelcek bana. Eminim… Köklendiğim yerden kopmak istiyorum. Kendimi güvende hissetmeden tanımadığım yüzler ve aşina olmadığım diyarlarda bir nokta olup kaybolmak istiyorum. Endişelenmek, ürkmem ve korkmak istiyorum. Ve sonra tekrar ait olduğum diyarlara kök salmak istiyorum…









