Jan
31

Market insanı

Tipimden ve kıyafetlerinden olsa gerek, ne vakit büyük alışveriş merkezlerinden birine gitsem bilimum şarküteri standındaki adamlar, reyon aralarında duran orkidci kız ya da sucuk kızartan kızlar beni pek kaale almıyor. Beni potansiyel müşteri olarak görmediklerinden dolayı kendilerine derdimi anlatmak ya da ricamı sunmak için 3.5 saat boyunca önlerinde dikilip aralıksız konuşup çığırmam gerekmekte ki o zaman durumun vahametine varıyorlar.
Bugün, kafamı kaldırıp dışarıdan baktığımda bile beni sıkıntıya sokup nefesimin daralmasına sebep olan o koca marketlerden birine gittim. Arabanın tepesine binmiş “Holioeyeyey” nidalarında bir kaykaymışçasına sürerken şarküteri reyonun önünde fren yaptım…
Evet, market arabalarını o kadar ileri tekniklerde sürüyorum ki tek ayakla kendime has bir fren yapma tekniği geliştirdim…
Reyon önünde durduğum an, ani bir şekilde ciddiyete bürünerek kaşlarım hafif çatık şekilde: “250 gram şundan alabilir miyim? Orta kalınlıkta dilimler istiyorum!” dedim.
Reyonda duran görevli emin ses tonum ve duruşumdan çok etkilenmiş olmalı ki “Derhal hanımefendi!” dedi ve dilimlemekte olduğu üründen test etmem için bir dilim ikram etti.
Durum karşısında gözyaşlarım sel olmakla kalmayıp yediğim şeyin boğazıma dizilmesinden mütevellit hıçkırıklara da boğuldum. Artık şarküteri reyonundaki görevliler beni kaale almakta…

Büyüyor muyum ulan!?

Not: Şarküteri reyonunda çalan telefona “Et Hakan” şeklinde cevap veren reyon görevlisi bundan sonra benim süper kahramanımdır!

Sevinç Gözyaşı

Jan
29

Pamuklu Prenses

Günlerdir bir masalın içindeyim adeta yedi cücelerim; kaşıntılı, şirret, terli, miskin, şişkin, dalgın ve manyak ile beraber…
Her ay kadın olarak doğmamış olmayı diliyorum ve her dakika günah çıkararak Tanrıça’ya şükrediyorum…
Marion zimmer Bradley’in Avalon’un Sisleri‘nde buyurduğu gibi:

Tanrıça, armağanlarını reddedenlere daha fazla armağan yağdırmaz…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi

Jan
26

Çamaşır yıkadım, düşman başına…

Yaşadığım apartmanda bazı ortak kullanan eşyalar var ki beni cinnete sevk etmektedir. Örneğin; çamaşır makinasını ortak kullanmaktayız ve şüphesizdir ki 14 dairesinde de sadece kadın bulunan bi apartmanda insanlar bir ton arızalar yaratıyorken çamaşır makinasının arıza yaratması kaçınılmazdır…
Geçtiğimiz günlerde emektar çamaşır makinamız Indus’u makinanın içine alması gereken tüm suyu ca’anım deterjanımla beraber dalga geçercesine deterjan gözünden püskürttüğünden beri emekli ettik. Aslında ben de meraklısı değilim kendisinin. Zira tüm çamaşırlarımı ne idüğü belirsiz onca karının boklu donlarını yıkadığı makinada yıkamak zorundayım. Takıntılı bir insan olarak bu, beni delirtmekte.
Öte yandan makina konusunda apartman sakinleriyle aramda sayısız sorun yaşanmaktaydı. Kendi çamaşırlarını bir an önce yıkayabilemek için programı öne almalarından ötürü çamaşırlarımın yumuşatıcı ile yıkanmadan ve sıkılmadan çıkması ya da çamaşırları makinadan çıkarmak için 2 dakika gecikmem yüzünden 90°’de önyıkamada çamaşır suyu beraberinde saatlerce yıkadığım ve babaannemin tabiriyle sakız gibi olmuş çamaşırlarımın çıkarılıp pis makinanın üstüne bırakılması gibi denyoca hareketlerde bulundu apartmanınım sakinleri. Yaptıkları hareketler karşısında gayet eli maşalı olabilirdim fakat hanımefendiliğimi elden bırakmayarak sadece makinanın ayarlarını bozup çamaşırlarının çekmesine sebebiyet verdim.
Bu çatışmadan dolayı Indus’un yorgun olduğu süreç içerisinde hepimizin çamaşırları kokuşmaya ve çürümeye yüz tutmuştu ki yerine Arçelik getirildi. Kendisiyle Yumoş vanilya çiçeği kokusunda bir tanışma yaşamak için ayarları 60° pamukluya getirdim. Kendisi tam iki buçuk saat boyunca yıkadı. Evet, iki buçuk saatte bir makina çamaşır yıkadı. “Ne yapalım, canım? Bunu da böyle kabul edeceğiz. Diğeri kadar tezcanlı olmayı versin?” diye düşünerek bağrıma bastım.
Bugün atölyeye geç kalmamak için 30° hızlı programı ile yıkamaya karar verdim çamaşırlarımı. Hızlı programının hızı başımı döndürdü, gözlerimi yaşarttı, midemi bulandırdı… Hızlı programı ile tam tamına üç saatte yıkadım çamaşırlarımı… Teşekkürler Arçelik!

Höykürük

Jan
24

Brütal teyzeler

Öyle bahtsız bi insanım ki menepozundan sonra sinirsel olarak über-brütal bi hal almış teyzelerin hepsi bana denk geliyor.
Geçen kış yüncüde yün ararken (Bu arada piyasa bi şanım var. Bundan sonra bahsetmeliyim.) kapıdan girmekte olan kişi beni kenara sıkıştırdığı için bir adım gerilemek zorunda kalmıştım. Farkında olmayarak çantamın ucu teyzenin yumurta kafasına değivermiş. Teyze bana öyle bir höykürdü ki bir an için türbanın pençeleriyle yırtıp içindeki Hulk’ı çıkaracak sandım. “Vay efendim, sen neden dikkat etmiyorsun da? Ben arkaya domalaraktan yün arıyordum da, ya gözlüğüme geleydi. hiç terbiye kalmamış bu gençlikte. Çok terbiyesizleşti bu gençlik…”
Geçen sabah da Japon bey‘le atölyeye gitmek için minibüse binmiştik. Bir, iki durak ötede insanlar inmek için hareketlenmeye başladılar ki yanında ayakta dikilmekte olduğum yerden bitme olduğundan dolayı oturduğunu mu yoksa ayakta mı durduğunu anlayamadığım teyze, tüm yol boyunda kendisini denizanası gibi yaydıktan sonra yanımda inebilmek için huzursuzlanmaya başladı. Kendisi inmek için huzursuzlanıp beni iterken, arkamdan gelip yanımdan geçerek inmeye çalışan insanlar yüzünden daha da huzursuzlandım. Teyze bana bakarak beşinci kez: “Müsade idir misigniz?” dediğin terslenerek: “İnsanlar indikten sonra size de yol vereceğim.” dedim ki demez olaydım… “Ben sağa dimedim ki… Şüfüre didim…” diyerek beni tersledi…

30° Pamuklu ,

Jan
23

Kadın çantası

Küçük çanta kullanan kadınlara her daim özenmişimdir. Her küçücük çanta kullanan kadın gördüğümde hasetle karışık düşüncelere dalıyorum. Ciddi şekilde bunun bir yetenek olduğunu ve hatta Tanrı tarafından bahşedilmiş bir velinimet olduğunu düşünüyorum…
Minibüste kucağımda çanta dururken okumuş olduğum sayısız kadın bloğunu ve bu bloglarda yer almış birbirinden gereksiz “çantanızda neler var?” anketlerini düşünüyordum. Genel olarak aynı şeylr çıkıyordu kadın bloggerların çantasından… Anahtar, telefon, ruj, kalem, kağıt. Regl olan kadınlar olarak hiç mi ped ya da tampon çıkmaz bu çantalardan ya da hiç mi karnı acıkmaz bu kadınların ki yarısı ısırılmış top kek falan da çıkmaz…
Ben mesela bunları düşündüğüm esnada omzuma taktığım çantamda yarım kilo kadar brokoli (ciddi söylüyorum bak), eskiz defteri, markör, 4-5 kalem, eti cin, naneli şeker, harici hard disk, parfüm gibi birbirinden alakasız şeyler taşımaktaydım. Şu anda çantamı ortaya dökmek zorunda kalacağım bi durum olsa kadınlığımdan utanırım resmen…

Kitleleri Peşinden Sürükleyen Kişi